Tanrı uykuya öyle bir hal vermiştir ki düşünceyi iki âlemden de keser! Mecnun' u, bir deri aşkından öyle bir hale getirmiştir ki dostu düşmandan fark etmez olmuştur. Senin anlayışına havale edilecek bunun gibi yüzbinlerce şarabı vardır onun! Nefsin, kötülük şarapları var ki o kötü kişiyi bunlarla yoldan çıkarır! Aklın, kutluluk şarapları var ki insan onların neşesiyle zevalsiz bir konak bulur.
Startseite › Das Masnavi und der tägliche Abschnitt › 4. Band
Mesnevî — 4. Band
3855 Vers · 2685–2784 Verse · Seite 28/39
Sarhoşlukla gök kubbe çadırını o yandan söker, yola düşer! Kendine gel ey gönül de mağrur olma.... İsa, Tanrı sarhoşudur, eşek, arpa sarhoşu! Şu küplerden o çeşit şaraplar ara ki sarhoşluğunun sonu gelmesin! Çünkü her sevgili, dolu bir küpe benzer., o tortuludur, bu inci gibi saf! Ey şarabı anlayan, tanıyan er, ihtiyatla tat da karışıksız, katıksız arı duru bir şarap bulasın!
Her iki şarap da sarhoşluk verir ama bunun sarhoşluğu, adamı ta Tanrı' ya kadar çeker götürür! Bunu iç de düşünceden, vesveselerden, hile ve düzenlerden kurtul; akıl bağı olmaksızın deve gibi coş, raksa giriş! Peygamberler, ruh ve melek amindendirler., o yüzden gökteki meleği çekerler. Yel, ateş cinsindendir, onun dostudur., her ikisi de yücelir, yücelere çıkar! Boş testinin ağzını kapadın da havuza, yahut ırmağa attın mı?
Kıyamete kadar batmaz., çünkü içerisi boştur; o boşlukta hava vardır; Yelin meyli, yüceleredir., içinde bulunduğu kabı da yücelere kaldırır. Peygamberlerin cinsinden olan canlar da çekişe çekişe onların yanına giderler. Çünkü bu kısımdan olan kişinin aklı üstündür., şüphe yok ki akıl da yaradılış bakımından melekle aynı cinstendir. Nefis havası da düşmana üstündür., fakat nefis,, aşağılık cinstendir, aşağılık âlemine gider!
Kıpti, kötü Firavun' un cinsindendi.. İsrail oğulları kabilelerine mensup olanlar da Tanrı kelimi Musa'nın cinsinden. Haman, tam Firavun'un cinsindendi.. Firavun, o yüzden onu seçmiş, baş köşeye geçirmiş, kendisine vezir etmişti. Hâsılı sonunda da Haman, onu baş köşeden ta cehennemin dibine kadar çekti.. çünkü o iki pis adam cehennem cinsindendi. İkisi de cehennem gibi yakıcıydı.. ikisi de nurun, zıddı idi.. ikisi de cehennem gibi gönül nurundan çekinen ve nefret eden kişiydi! Çünkü cehennem, ey mümin, sırattan çabuk geç,, nurun ateşimi söndürecek....
Ey mümin, nurun eteğini sürüdü mü ateşimi, mahvedecek; hemen geç der. Cehennemlik de nurdan ürker, kaçar., çünkü güzelim, cehennem tabiatlıdır o! Mümin, canla başla nasıl cehennemden kaçarsa1, cehennem de müminden öyle kaçar! Çünkü müminin nuru, ateş cinsinden değildir..., nuru arayan, hakikatte ateşin zıddıdır. Hadiste gelmiştir: Mümin duada Tanrı'ya yalvarır, cehennemden aman diler ya..
Cehennem de canla başla ondan aman diler Yarabbi, beni falandan uzak et der. Cinsiyet cazibesini şimdi bir gör hele., bakalım sen hangi cinstensin; küfür cinsinden mi, iman cinsinden mi? Haman'a meylin varsa Haman' dansın.. Musa'ya meylin varsa Sübhan' dan! İkisine de mailsen, iki cinsten de katışığın var... nefisle akıl, ikisi de sende karışık! İkisi de savaşta., kendine gel, kendine! Çalış da mânalar, suretlere üstün olsun!
Düşmanını her an bozguna uğramış, mağlûp olmuş göresin.. savaş âleminde bu sevinç kâfidir doğrusu! O inatçı suratlı Firavun, nihayet Haman'a kabalıkla bu sözleri söyledi. Tanrı Kelim' inin vaitlerini anlattı., o sapığı kendisine mahrem etti! Firavun'un, Musa aleyhi..selâm'a iman etme hususunda veziri Haman'a danışması Firavun, Haman'ı tenha bulunca bunları anlattı. Haman, sıçrayıp yakasını yırttı. O melun naralar attı, ağladı... kavuğunu, sarığını yere attı.
Dedi ki: Böyle küstahça ve abes sözleri nasıl, oldu da padişahın yüzüne karşı söyledi? Sen, bütün âlemi hükmüne almış, işini, bahtın yardımı ile altın haline getirmişsin. Padişahlar, inatsız, ısrarsız doğudan da sana vergi getirmedeler, batıdan da! Ey ulu padişah, bütün padişahlar, sevinçle senin kapının eşiğini öpüyorlar! Düşmanın atı, atımızı gördü mü sopa görmeden yüz çevirmede!
Şimdiye dek âlemin tapındığı, secde ettiği sendin., şimdi kulların en aşağısı mı olacaksın? Bir efendinin kula tapmasındansa binlerce defa ateşe atılması daha hoş! Hayır buna imkân yok! Ey Çin ülkesini bile hükmü altına alan padişahım, önce beni öldür de seni bu halde görmeyeyim! Padişahım, önce benim boynumu vur da bu alçalmayı gözlerim görmesin! Böyle bir şey olmamıştır ya., fakat olmasın da! Yer, gök olacak, gökyüzü yer ha!
Kullarımız, bizimle kapı yoldaşı olacaklar., esirlerimiz, gönüllerimizi yaralıyacak, öyle mi? Düşmanların gözleri aydın olacak da dost kör-leşecek.. sonra da bize mezarın dibi, gül bahçesi kesilecek ha! Tanrı lanet etsin, Haman'ın sözlerinin bayağılığı Hamam, dostla düşmanı tanımıyor, tavlayı kör-cesine ters oynuyordu. A melun, senin düşmanın senden başkası değil., kinine uyup da suçsuzlara düşman deme! Sence bu körü hal devlettir... yani evveli "Dev-koş", sonu da "Let- dayak ye!"
Bu devletten sürüne sürtüne kaçmazsan şu baharın daima güz olur gider! Doğu ve batı, senin gibi niceleri görmüştür., sonunda hepsinin de başı, bedeninden kesilmiş gitmiştir! Doğuyla batının bile kararı yokken nasıl olur da bir adamı ebedî edebilirler? Korkudan, zindana girmekten ürkme yüzünden halk, sana birkaç günceğiz yaltaklandı., onunla öğünüyorsun ha! Fakat halk, kime secde ederse onun canını zehirliyor demektir.
Bir kere devlet, yüz çevirdi, bir kere bahtı döndü mü kendisine secde edenin kendisini zehirlediğini o da anlar, bilgi sahibi olan adam da! Ne mutlu ona ki nefsini aşağılatmıştır.. vay o kişiye ki serkeşlikle dağ gibi baş kaldırmıştır! Bu ululuk, bil ki zehirli bir şaraptır., o şarapla aptal kişi sarhoş olur. Bir devletsiz, zehirli şarabı içti mi bir zamancağız neşeden başını sallar ama, Bir an sonra zehir, canına tesir eder; can verip can almaya başlar!
Onun zehirli olduğuna inanmıyorsan bak da gör; Ad kavmine o zehir neler etti? Bir padişah, başka bir padişahı tuttu mu ya öldürür, ya bir zindana hapseder! Fakat bir düşkün dertliyi görse derdine merhem bulur, ona ihsanlarda bulunur! O ululanma zehir değilse neden padişah, onu suçsuz, hatasız öldürüyor? Öbürüne de, kendisine bir kullukta bulunmadığı halde neden iltifat ediyor? Bu iki harekete bakıp zehiri anlamak mümkündür!
Yol kesen, asla bir yoksulu dövüp vurmaz.. Kurt ölü kurdu kat' iyen ısırmaz! Hızır, gemiyi kötü kişilerin ellerinden kurtarabilmek için deldi, kırdı. Mademki kırık gemi kurtuluyor, sen de kırıl! Emniyet, yoksulluktadır, yürü, yoksul ol! Madeni olan ve madende birkaç parası bulunan dağ, külünk, kazma yaralarıyla paramparça oldu. Kılıç, boynu olanın boynunu keser., gölge, yerlere döşenmiştir; o hiç yaralanmaz!
Ululuk, fazla ateştir a azgın...kardeş, kendini ateşe nasıl atıyorsun ki? Yerle bir olan, bak hele, oklara hedef olur mu hiç? Fakat yerden baş kaldırdı mı o zaman hedefler gibi çaresiz yaralanır! Bu bizlik, benlik, halkın merdivenidir., halk, nihayet bu merdivenden düşer! Kim merdivenin daha üstüne çıkarsa daha aptaldır. çünkü düşünce onun kemikleri daha beter kırılır!
Bunlar fer'i lerdir.. asıllarıyla şudur: Yücelik, Tanrı' ya şirk koşmadır! Ölmedin de onunla ditilmedin mi ona ortak olmaya, ülke ve devlet kazanmaya savaşan bir düşmansın! Fakat onunla dirildin mi, zaten dirilen odur... bu, tam birliktir; nerde şerik oluş? Fakat bunu işlerinin aynasında gör. çünkü bunu sözle, dedikoduyla anlıyamazsın! İçimdekini söylersem çok ciğerleri kan kesiliverir!
Artık bu kadarını kâfi göreyim., zaten anlayanlara bu, yeter... köyde kimse varsa iki kere seslendim işte! Hâsılı Haman, o kötü sözlerle böyle bir yolu Firavun' a kesti! Devlet lokması da ağzına kadar gelmişti.. Haman, Firavun'un boğazını kesiverdi! Firavun'un harmanını o, yele verdi.., hiçbir padişahın böyle veziri olmasın! Musa aleyhisselâm'ın Haman'ın sözlerinin tesiriyle Firavun'un imana gelmesinden ümidini kesmesi Musa dedi ki: Ben sana lûtuflar gösterdim, cömertliklerde bulundum., fakat ne yapayım? Tanrı, sana kısmet etmemiş!
Hakikî olmayan padişahlığı ne el bil, ne yen! Çalma, çırpma padişahlık, cansız, gönülsüz ve gözsüzdür. Sana padişahlığı halk verdiyse borç alır gibi yine senden alır! İğreti padişahlığı Tanrı' ya ver de Tanrı sana herkesin kabul edeceği hakikî bir padişahlık versin! Arap beylerinin, ülkeyi ve devlet! aramızda bölüşelim de kavga, gürültü kalmasın diye Mustafa aleyhisselâm' a müracaatları, Mustafa aleyhisselâm'ın "Ben, bu beyliği yapmaya memurum" diye cevap vermesi, iki tarafın da birbirleriyle bahse girişmeleri Arap beyleri toplanıp Peygamber' in yanına gelerek çekişmeye başladılar.
Dediler ki: Sen bir beysin... bizim de her birimiz birer beyiz! Şu beyliği bölüşelim, ülkenin sana düşen kısmını al! Her birimiz, kendisine düşen bölüğe razı olsun; sen de artık bizim hissemizden el yıka! Peygamber dedi ki: Bana beyliği Tanrı verdi... o, bana başbuğluk ve mutlak bir beylik ihsan etti. Buyurdu ki: Bu devir, Ahmed’in devridir, bu zaman, Ahmed’in zamanı... kendinize gelin de onun emrine uyun! Kavim, biz de Tanrı’nın takdiri ile hükmediyoruz... bize de beyliği veren Tanrı’dır dedi.
ℹ️ Übersetzung: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953), Ausgabe des türkischen Bildungsministeriums; GEMEINFREI, da der Übersetzer vor über 70 Jahren verstarb. Digitale Quelle: semazen.net. Die Kommentare von Abdülbâki Gölpınarlı wurden bewusst ausgelassen (noch urheberrechtlich geschützt). Nur zur Information; die Übersetzung ist auf Türkisch.
✉️ Newsletter abonnieren
Neue Routen, Veranstaltungen und Reisetipps per E-Mail.