StartseiteDas Masnavi und der tägliche Abschnitt › 6. Band

Mesnevî — 6. Band

4916 Vers · 4415–4514 Verse · Seite 45/50

4415–4419

O, âdeta bir sofidir, vecde gelmiş, hırkasını atmıştır. Artık bir daha hırkasını alır mı hiç? Verdiği hırkayı almak, pişman olmak, ben aldanmışım; Arkadaş, o hırkayı tekrar bana ver. Ulaştığım vecit, bu hırkaya değmez demektir. Bu fikir, âşıktan pek uzaktır. Âşık, böyle bir düşünceye düşmez. Eğer ona böyle bir düşünce gelirse toprak başına! Aşk, diri olan, duygusu ve aklı bulunan yüzlerce beden hırkasına değer.

4420–4424

Hele şu sonu olmayan dünya mülkünün hırkası nedir ki? Ancak beş kuruşçuk eden sarhoşluğu bile bir baş ağrısıdır. Dünya mülkü, bedene tapanlara helâldir. Bizse zevali olmayan aşk saltanatına kuluz. Padişahım, bu delikanlı aşk valisidir. Onu azletme. Kendi aşkından başka bir şeyle oyalama onu. Senin yüzünü göstermeyen mevki, âdi bir mevkidir. Makamdır ama hakikatte azledilmenin ta kendisidir o. Şimdiye kadar buraya gelmemesindeki, geç kalmasındaki sebep, istidadının olmaması ve bedeninin arık bulunmasıydı.

4425–4429

Hazırlığın olmadan bir madene bile gitsen bir habbe alamazsın. Hani erkekliği olmayan adamın kız alması gibi. Tutalım kız pek güzel, gümüş gibi bedeni var, ona ne fayda? Zeytinyağı ve fitili konmamış kandil, ne çok bir aydınlık verir, ne az! Burnu koku almıyan biri, gül bahçesine girse o güzel kokulardan bir neşe almaz ki. Bu iş, bir namussuzun önündeki güzele, bir sağırın yanında çalınan cenk ve barbet sesine benzer.

4430–4434

Karada yaşayan kuş, denize dalsa helak olmadan başka eline ne geçer? Buğdayı olmaksızın değirmene gidenin ancak saçı, sakalı ağarır, başka bir şey elde edemez. Felek değirmeni, buğdayı olmayanların saçını, sakalını ağartır, kendilerini zayıflatır. Fakat biz, bu değirmene buğdayımızla geldik. Bu değirmen, bize mal mülk bağışlar, iş güç verir. Önce cennete girmeye istidat gerek ki cennetten bir dirlik elde edesin.

4435–4439

Yeni doğmuş çocuk, şaraptan, kebaptan, köşklerden, kubbelerden ne anlar? Bu örneğin sonu gelmez, sözü kısa kes. Yürü, istidat elde etmeye çalış. İşte bu delikanlı da istidat sahibi olmak için şimdiye kadar oturdu. İştiyakı hadden aştı, fakat istidat sahibi olamadı. İstidat da padişahtan elde edilir. Can olmadıkça bedende istidat mı olur dedi. Padişahın lûtufları, onun gamını dürdü. Kendisi avlandı hâsılı, belki padişahı da avlar.

4440–4444

Aşikâr olarak senin gibi avlanan avı tutamadan av olur, bağlanır, bağlara giriftar olur gider. Kim beylik ararsa o beyliği elde edemeden mutlaka tutsak olur. Cihan dibacesini aksine bil. Her kulun adını âlem padişahı tak. Ey aksine gidişli ve ters düşünceli beden! Yüz binlerce hürü esir etmişsin. Bir zamancağız şu hileyi, düzeni bırak da ölümden önce birkaç solukluk zaman da hür yaşa.

4445–4449

Sana eşek gibi, hürlükte yol yoksa kova gibi ancak kuyunun içine dalar çıkarsın. Bir zamancağız kendi canını terket, yürü, kendine benden başka bir yardak ara. Benim nöbetim geldi, artık beni azadet; benden başkasını kendine damat edin! Ey yüz türlü işe girişen beden, beni bırak. Ömrümü zâyettin, artık benden başka birini ara. Kadının, Cuha' nın karısına kapılması, sandıkta kalması, kadı naibinin, sandığı satın alması. Ertesi yılı yine Cuha' nın karısının bıldır elde ettiği parayı umarak kadıya başvurması, kadının, "Beni azadet, başkasını ara" demesi Cuha, her yıl yoksulluktan hileye baş vurur, karısına yüz tutar, ey güzelim derdi,

4450–4454

Mademki silâhın var, yürü avlan da avından süt sağalım. Tanrı, sana yay gibi kaşlar, ok gibi bakış vermiş. Bunları, adam avlamaktan başka ne için verdi? Yürü, bir yüce kuş için tuzak kur. Taneyi göster, fakat sakın sen yenme ha! Onu, muradına eriştirecekmişin gibi görün ağzının tadını boz. Tuzağa tutulan kuş, hiç tane yer mi? Hâsılı Cuha'nın karısı, gönlünü on türlü emele veren kocamdan şikâyetçiyim diye kadının tapısına vardı.

4455–4459

Hikâyeyi kısa kes. Kadı, o güzelin yüzüne, gözüne kapıldı, avlandı. Dedi ki: Mahkemede bir gürültü varken şikâyetini dinleyemiyor, anlayamıyorum. Ey selvi boylu! Yalnızca gelirsen kocanın sitemlerini iyice söyle, şikâyette bulunursun. Kadın dedi ki: Senin evine iyi kötü herkes, derdini dökmeye, şikâyetini anlatmaya gelip gider. Baş evi de sevdalarla doludur. Nitekim vesveselerle dolu olan gönül kavgalarla dopdoludur.

4460–4464

Geri kalan uzuvlar, düşünceye düşmez, rahattır. Fakat gönüller, gelip gidenlerin yüzünden yorulur, yıpranır. Tanrı korkusunun gözüne, yeline kaç. O bıldırki çiçekleri dök. Bu çiçekler, yeni çiçeklerin bitmesine mâni olmaktadır. Halbuki gönül ağacı, onlar için yetişmiş, boy atmıştır. Kendini bu düşüncelere verme, uykuya dal. Uyku içindeyken uyanıklığa baş kaldır. Hani o Ashabı kehif gibi sen de uyanık yürü, seni uyuyor sansınlar.

4465–4469

Kadı, peki güzelim dedi, ne yapalım? Kadın dedi ki: Bu cariyenin evi tamamiyle bomboş. Düşman, köye gitti, bekçi de yok. Halvet olmak için pek güzel bir yurt. Mümkünse bu gece oraya gel. Geceleyin görülen işte ne düzen vardır, ne riya. Bütün gözetleyenler, uyku şarabiyle sarhoştur. Gece Zencisi, hepsinin boynunu vurmuştur. Hâsılı o şeker dudaklı, o canım dudaklariyle kadıya şaşırtıcı afsunlar okudu.

4470–4474

İblis, Âdem'e nice defa masallar okudu ama Havva, ye dedi de Adem, Tanrı tarafından yemeyin denen meyvayı o vakit yedi. Âlemde zulümle dökülen ilk kan, kadın yüzünden ve Kaabil'in elinden çıktı. Nuh, tavada ne kadar kebap kızartmak istese Vahile, durmadan tavaya taş atardı. Kadın hilesi onun işine üstün olur, onun saf öğüt suyunu bulandırır giderdi. Kavmine gizlice, amanın bu sapıklardan dininizi koruyun derdi. Kadının, Cuha' nın karısının evine gitmesi, Cuha' nın kızgın bir halde kapının halkasını dövmesi, kadının sandığa gizlenmesi.

4475–4479

Kadının hilesine son yoktur. Gece oldu. Akıllı kadı, kadına kavuşmak için yavaş yavaş kalktı, yola düştü. Kadın iki mum yaktı. Yemek ve çerez hazırlamıştı. Kadı gelince biz aslen dedi, içmeden sarhoşuz. Tam bu sırada Cuha gelip kapıyı döğmeye başladı. Kadı, yerinden sıçradı, bir kaçacak yer aramaya koyuldu. Ortada bir sandıktan başka kaçacak yer yoktu. Hemen korkusundan sandığın içine girdi. Derken Cuha eve girdi. Başladı söylenmeye: A kadın, a yazın da bana vebal olan, kışın da.

4480–4484

Neyim var da sana feda etmiyorum? Neden benim elimden her an öyle feryadedip durmadasın? Bana kötü kötü sözler söylemede, gah müflis, gah kaltaban demedesin. Benim olsa olsa iki derdim var: Biri senden, biri Tanrı'dan! Töhmet atılacak, şüphe uyandıracak bir şu sandıktan başka neyim var ki? Halk da içinde altınım var sanıyor, hakkımda böyle şüphelere düşüyor.

4485–4489

Sandık, görünüşte pek güzel ama içinde ne kumaş var, ne altın, ne gümüş... Bomboş! Hani güzel ve vekarlı riyakârın bedeni gibi. O sepette ancak yılan vardır, başka bir şey bulamazsın. Yarın şu sandığı alıp götüreyim de çarşı ortasında yakayım. Mümin de görsün, kâfir de, çıfıt da.. Bu sandıkta lanetten başka bir şey yok! Kadın, adam dedi, vazgeç bundan. Cuha, Vallahi vazgeçmem, yapacağım diye yeminler etti.

4490–4494

Sabah çağı yel gibi koştu, hamal getirdi, hemencecik sandığı hamalın sırtına yükledi. Kadı, eziyetler içinde sandıkta "Hamal, hamal" diye sesleniyordu. Hamal sağına, soluna baktı. Bu ses nereden geliyor ki dedi. Acaba beni çağıran hatif mi? Yoksa gizlice peri mi çağırıyor beni? O ses üst üste gelmeye başlayınca kendisine geldi, bu hatif değil dedi.

4495–4499

Nihayet anladı ki o ses sandıktan gelmede, sandıkta da birisi gizli. Sevgilinin derdiyle bir âşık, dışardayken sandığa gizlenmiş. Ömrünü, dertlere uğramış da sandıkta geçirmiş. Çünkü âlemde yalnız bir sandık görmüş. Göklerin yücesine yücelmeyen baş, bil ki heveslere kapılmış, sandık içine girmiştir. Beden sandığından çıksa bile körlüğünden bir körün yanına gider ancak.

4500–4504

Bu sözün sonu yoktur. Kadı, ey hamal dedi, ey sandık götüren! Mahkemeye gir, halimi anlat. Naibime çabuk halimi tamamiyle bildir. Gelsin, şu akılsız heriften bu sandığı alsın, açmadan öylece eve götürsün. Yarabbi, ruh sahibi bir kavim gönder de bizi de beden sandığından satın alsın. Halkı, afsun sandığından peygamberlerden başka kim satın alabilir?

4505–4509

Sandık içinde olduğunu gönül gözü açık olan binde bir kişi bilebilir. O, önce âlemi görmüştür de o zıtla bu zıt, kendisine ayan olmuştur. Bilgi, müminin kayıp malıdır. Bu sebeple mümin, kendi yitiğini bilir, anlar. Asla iyi gün görmemiş olan, bu devletsizlikten sıkılır, çırpınır mı hiç? Yahut daha çocukken tutsaklığa düşen, yahut da daha önce anasından kul olarak doğan kişinin canı,

4510–4514

Hürlük zevkini görmemiştir. Onun meydanı, suretler sandığıdır. Aklı, daima suretlerde mahpustur, kafesten kafese gezer durur. Kafesten yukarılara çıkmaya bir delik yoktur. Yerden yere boyuna kafeslerde gezer. Kur'an da "Gücünüz yeterse çıkın bakalım" denmiştir. Bu söz, Tanrı' dan insanlara da hitaptır, cinlere de. Tanrı, "Tanrı kudreti ve gökten gelen vahiy olmadıkça size bu göklerden yücelere çıkacak bir delik yoktur" demiştir.

ℹ️ Übersetzung: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953), Ausgabe des türkischen Bildungsministeriums; GEMEINFREI, da der Übersetzer vor über 70 Jahren verstarb. Digitale Quelle: semazen.net. Die Kommentare von Abdülbâki Gölpınarlı wurden bewusst ausgelassen (noch urheberrechtlich geschützt). Nur zur Information; die Übersetzung ist auf Türkisch.

✉️ Newsletter abonnieren

Neue Routen, Veranstaltungen und Reisetipps per E-Mail.