Ana SayfaMesnevî-i Şerîf ve Günün Mesnevisi › 3. Cilt

Mesnevî — 3. Cilt

4810 Beyit · 3195–3294 beyitler · Sayfa 32/48

3195–3199

Hulâsa ikisinide mânası aynı olduğundan, ikisinin de hakikati bir olduğundan o iki güzel, birbirlerine arka olmuşlar, birbirlerine yardımcı kesilmişlerdir. Melek de Hakk’ı bulmuştur, akıl da. Her ikisi de Âdem’ yardımda bulunmuş, her ikisi de Âdem’e secde etmiştir. Nefisle Şeytan’sa ezelden bir olduğundan Âdem’e düşmandır, ona hased edip durur. Âdem’i bedenden ibaret gören ondan kaçmış ona secde etmemiştir. Fakat onu emniyete mahzar olmuş bir nur olarak gören, karşısında eğildi, secde etti. Melekle aklın… o ikisinin gözleri Âdem’i görüp nurlandı. Şeytan’la nefsin… bu ikisinin gözleri, Âdem’i ancak toprak olarak gördü.

3200–3204

Bu anlatışım da işte kara saplanmış eşek gibi kalakaldı. Yahudiye’ye İncil okunamaz ki! Şia’ya Ömer’den bahsedilebilir mi? Sağırın yanında kopuz çalınabilir mi? Fakat köyün bir bucağında tek bir adam bile varsa bu hayhuyum kâfidir, o anlatmıştır ya, yeter! Anlatılması icabeden şeyi taşlar, kerpiçler bile dile gelir de anlayana adamakıllı anlatır! Tanrı, göklerden, yerlerden, ârazdan, âyandan ne verdi ve ne yarattıysa hepsini de ihtiyaca karşılık olarak vermiş, yaratmıştır. Bir şeye muhtaç olmalı, o ihtiyacı elde etmeli ki Tanrı ihsan etsin. “ Tanrı, bunalan kişinin duasını kabul eder. “ Bunalma, bir şeye hak kazanmış olmaya şahittir. Küçücük bir çocuk olan İsa’yı dile getirip konuşturan, Meryem’in derde düşüp niyaz etmesidir.

3205–3209

Meryem’in cüz’ü olan İsa, Meryem’in diliyle değil, kendi diliyle onun yerine söz söyledi. Senin cüz’ünün cüz’ü de gizlice söz söyler durur. A kişi, elin, ayağın sana şahit olur. Niceye bir münkirliğe el sunacak, ayak atacaksın? Anlatılanı anlamaya, söyleneni dinlemeye liyakatin yoksa söz söyleyenin söyleme kabiliyeti seni görür anlar… yatar, uyur! Arayan, aradığını bulsun diye yerden ne biterse ihtiyaç sahibi için biter Tanrı, gökleri yarattıysa ihtiyaçları gidersin diye yarattı.

3210–3214

Nerede dert varsa deva oraya gider, nerde yoksulluk varsa nimet oraya varır. Müşkül neredeyse cevap oradadır, gemi neredeyse su orada! Suyu az ara, susuzluğu elde et de sular yukardan da coşsun, aşağıdan da fışkırsın! Boğazcağızı nazik yavrucak doğmasaydı onu besleyecek süt nasıl olur da memeden akardı? Yürü, bu inişlerde, bu yokuşlarda koş da susa hararetlen!

3215–3219

Ey ulu er, ondan sonra havadaki arı(gibi) bulutlardaki ırmakların sesini iç! İhtiyacın, otlardan, sebzelerden az mı ki suyun önünü keser, sebzelere akıtırsın… Suyun kulağını çeker, kurumuş nebatlar yeşersin, gelişsin diye o tarafa yürütürsün. Cevherleri gizli olan can ekinleri için de Kevser suyuyla dolu rahmet bulutları var. Susuz kal, susa da sana “ Onları Rableri sular “ hitabı gelsin… Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir! Kâfir karısının, süt emer çucuğuyla Mustafa aleyhisselâm’ın yanına gelmesi ve çocuğun, Rasûl sallallâhu aleyhi vesellem’in mucizesiyle İsa gibi dile gelip konuşması

3220–3224

Yine o köyden bir kâfir karısı Peygamber’i sınamak için koşa koşa, Eşeğiyle beraber yanına geldi, kucağında da iki aylık bir çocuk vardı. Çocuk, Peygamber’ee “ Tanrı, sana selâm söyledi Ya Rasûllâllah, sana geldik işte “ dedi. Anası kızgınlıkla “ Sus be, bu şahadeti kulağına kim üfürdü? A yumurcak, bunu sana kim söyledi de böyle dilin açıldı, söyleyip duruyorsun? “ dedi.

3225–3229

Çocuk dedi ki: “ Evvelâ Allah, sonra da Cebrail! Ben, bu sözde Cebrail’e ahenk uyduruyorum. “ Kadın “ Nerede Cebrail? “ deyince çocuk dedi ki: “ Nah; başının üstünde. Görmüyor musun? Kafanı kaldır da bir yukarıya bak! Cebrail, başının üstünde duruyor; bana yüz çeşit delil olmakta! “ Kadın, “ Sahi görüyor musun ? “ dedi. Çocuk dedi ki: “ Evet, başının üstünde ayın on dördü gibi durmakta. Bana Peygamber’i vasfediyor. Beni, bu suretle bu aşağılıklardan yüceltmede!

3230–3234

Sonra Peygamber, “ Ey süt emer yavru, adın ne? Hadi bunu da söyle de sonra ananın isteğine uy, sus “ dedi. Çocuk, “ Adım, Tanrı yanında Abdülâziz, fakat bu bir avuç edepsize göre Abdül Uzzâ! Halbuki ben sana bu peygamberliği veren Tanrı hakkı için Uzzâ’dan usanmışım, berîyim! “ dedi. İki aylık, çocuk, ayın on dördü gibi parlamış, baş köşeye geçen bilgi sahipleri gibi yetişmiş kişilere ders veriyordu. Bu sırada çocuğun burnuna da, anasının burnuna da cennetten kâfuru kokusu geldi.

3235–3239

Her ikisi de yaşarsak yine bu mertebeden düşer, kâfir oluruz korkusuyla bunu söylediler ve bu kokuyu duya duya can verdiler. Birisini, Tanrı överse ona cansızlar da yüzlerce kere doğrudur, haktır der, canlılar da! Birisini koruyan Tanrı olursa ona kuş da gözcü, bekçi kesilir, balık da! Tavşancıl kuşunun Mustafa Aleyhisselâm’ın pabucunu kapıp havalanması ve havada pabucu ters çevirmesi, içindeki kara yılanın düşmesi Tam bu sırada Mustafa, yücelerden ezan sesini duydu. Abdest tazelemek üzere su istedi. O soğuk suyla elini, yüzünü yıkadı.

3240–3244

Ayaklarını da yıkayıp pabuçlarını giymek üzereyken bir kuş gelip pabucunun bir tekini kapıverdi. O güzel sözlü Peygamber, tam pabucu eline almışken tavşancıl pabucunu elinden kapıvermişti. Kuş, yel gibi havalandı, pabucu, tersine çevirdi, içinden bir yılan düştü. Kapkara bir yılandı o… tavşancıl, bu hareketiyle Peygamber’e iyilik etmek istemiş, Tanrı inayetine sebep olmuştu. Kuş, sonra pabucu getirip “ Buyur, namaza git “ diye Peygamber’in önüne koydu.

3245–3249

Âdeta “ Bu küstahlığı zoraki yaptım, yoksa benim de edep ağacından bir dalcağızım var, ben de haddimce edep erkân nedir, bilirim “ diyordu. Vay o kişiye ki küstahça adım atar, nefsine uyar da lüzumsuz fetvalar verir! Peygamber, şükretti de dedi ki: “ Biz, bunu cefa sanıyorduk, halbuki vefanın ta kendisiymiş! “ Pabucumu kaptın, aklım karıştı, canım sıkıldı, sen beni gamdan kurtarıyormuşsun, bense gama düşmüştüm! Tanrı, bize bütün gaypları gösterdi ama o sırada gönlüm, kendimle meşguldü! “

3250–3254

Tavşancıl, “ Sen, gafil olmazsın, bu, senden uzak. Ey Mustafa, benim gaybı görmem de sendeki bilginin aksinden ! Havadayken pabucun içindeki yılanı görmem, kendimden değil, senden aksetti bu bana “ dedi. Nurlu kişinin aksi de aydındır. Zulmette kalanın aksiyse baştanbaşa külhan kesilir. Tanrı kulunun aksi tamamıyla nurdur, yabancının aksiyse tamamıyla körlük! Ey can, herkesin aksi nedir, bunu bil… dilediğin kişinin yanında otur!.. Bu hikâyeden ibret alış şüphesiz olarak her güçlüğün bir kolaylığı olduğunu biliş

3255–3259

Ey can o hikâye, Tanrı hükmüne razı olasın diye sana ibrettir. İbret al da kötü bir işe düşünce aklını başına devşir, ye’se düşme, hüsnü zanda bulun! Başkaları, o hâdiseden korkup sapsarı kesilse bile sen aldırış etme. Fayda, zamanında da, ziyan zamanında da gül gibi gülmeye bak! Gülün yapraklarını birer birer koparsan da yine gülmeyi bırakmaz, yine solup gamlanmaz. Bir dikenden niçin gama düşeyim? Zaten bu gülmeyi diken yüzünden buldum der.

3260–3264

Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler, muhakkak senden belâyı giderir… bunu böyle bil! Tasavvuf nedir diye bir uluya sordular da dedi ki: Sıkıntı zamanı, gönülde neşe, ferah bulmak! Tanrı’nın verdiği mihnet ve cefayı da Peygamber’in pabucunu kapan tavşancıl say. Tavşancıl, Peygamber’in ayağını yılan sokmasın diye pabucu kaptı, toza, toprağa bulanmamış akla ne mutlu! Tanrı, “ Kaybettiğiniz şeylere eseflenmeyin, hattâ kurt gelse de keçinizi yese bile “ buyurdu.

3265–3269

O belâ, daha büyük belâları defetmek, o ziyan daha dehşetli ziyanları menetmek içindir. Bir adamın, Musa’dan hayvanların, kuşların dillerini öğrenmeyi istemesi Musa’ya bir delikanlı dedi ki: “ Hayvanların dillerini öğrenmek istiyorum. Bu suretle kurdun, kuşun sözlerini duyayım da dinime ait işlerde ibret sahibi olayım. Çünkü Âdemoğulları’nın bütün sözleri, suya, ekmeğe, şana, şerefe ait. Belki hayvanların bu dünyadan göçme zamanındaki tedbirleri, bu tedbirler yüzünden başka bir dertleri var! “

3270–3274

Musa, “ Hadi efendim, hadi… vazgeç bu hevesten… bunun önünde, sonunda pek çok tehlikesi var. İbret almayı, uyanmayı Tanrı’dan dile… kitaptan, sözden, harften, duraktan değil! “ dedi. Adam, Musa menettikçe kızıştı, üstüne düştü. Zaten insan, bir şey menedildi mi, o şeye haris olur, büsbütün üstüne düşer! dedi ki: “ Ya Musa, nurun parlayınca her şey, kadrini, kıymetini, senin sayende buldu. Beni bu muradımdan mahrum etmek lûtfuna düşmez ey cömert er!

3275–3279

Bu zamanda Tanrı’nın vekili sensin. Muradımı vermezsen beni meyus edersin. “ Musa, “ Yarabbi, taşlanmış Şeytan, bu sâf adamla alay mı ediyor? Öğretsem ziyankârlardan olacak, öğretmesem gönlüme bir kötülük gelecek “ dedi. Tanrı dedi ki: “ Ya Musa, öğret… çünkü biz, keremimizden hiçbir duayı asla redetmeyiz. Musa dedi ki: “ Yarabbi, sonra pişman olacak, elini dişleyecek, elbiselerini yırtacak.

3280–3284

Kudret, herkesin harcı değil… aciz, Tanrı’dan çekinen kişiye sermayedir. Eli bir şeye erişmeyen, Tanrı’dan korktu, çekindi, kendisini ibadete verdi… yoksulluk, işte yüzden daima övünülecek bir şeydir! Zengin zenginliği yüzünden Tanrı tapısından rededildi. Çünkü kudreti var; sabrı terk etti, dilediğini yapıverdi!.. Âcizlik, yoksulluk, insana hırslarla, gamlarla dolu olan nefis belâsından aman verir. Gam, olmayacak dileklerden meydana gelir. Çünkü gulyabanilere avlanmış olan insan, o olmayacak dileklere alışmış, onlarla huylanmıştır.

3285–3289

Toprak yiyen, toprak ister; o biçare gülbeşekerden hoşlanmaz, gülbeşekeri hazmedemez! ” Ulu Tanrı’dan, Musa’ya dileğinden bir kısmını olsun öğret… diye vahiy gelmesi Tanrı, Musa’ya “ Ya Musa, sen onun dileğini verde elini aç, dilediğini yapsın! “ dedi. Dileğini yapmak kudreti, ibadetin tuzudur, lezzetidir. Yoksa bu gökyüzü de ihtiyarsız dönüp durmada. Fakat düşünüşünden dolayı ne bir sevaba girer, ne bir günaha. Çünkü hesap vakti sevap ta ihtiyarî olarak yapılan işe verilir, azap da! Zaten bütün âlem Tanrı’yı tesbik eder… fakat bu zoraki tesbihten, bir sevap elde edilemez.

3290–3294

Erin eline kılıcı ver, onu âcizlikten kurtar, onu kudret sahibi yap da ya gazi olsun, ya yol kesici eşkıya! Âdem, “ Keremnâ “ sırrına, dilediğini yapabilme kudretiyle erişti… insanların yarısı bal arısı oldu, yarısı yılan! Müminler, bal arısı gibi bal madeni oldular… kâfirler, yılan gibi zehir madeni! Çünkü mümin, seçilmiş, helâl otlar yer, tükrüğü bile bal arısı gibi hayat verir! Kâfire gelince, irin şerbeti içer, gıdasından da zehir meydana gelir!

ℹ️ Çeviri: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953) — MEB Şark-İslâm Klasikleri baskısı; çevirmenin vefatının üzerinden 70 yıl geçtiği için metin KAMU MALIDIR. Dijital kaynak: semazen.net (Uluslararası Mevlânâ Vakfı) PDF'leri. Baskıdaki Abdülbâki Gölpınarlı'ya ait açıklama bölümleri telif koruması sürdüğü için bilinçli olarak alınmamıştır. Bölümler baskıdaki 5'erli beyit numaralarına sadıktır; sayfa düzeninden kaynaklı küçük kaymalar olabilir. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; metne yorum eklenmez. Hata bildirmek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

✉️ E-Bültenimize Katılın

Yeni rotalar, etkinlikler ve gezi önerileri e-postanıza gelsin.