Bu suretleri kaseler bil.Bu kaselere,Hak ne dökerse o dolar. Mecnun'a akrabasının "Leyla'nın güzelliği pek o kadar fazla değil. Şehrimizde ondan daha güzel nice kızlar var. Sana bir tanesini,iki tanesini gösterelim de içlerinden birini seç,bizi de bu dertten kurtar,kendini de"demeleri.Mecnun'un onlara cevap vermesi. Ahmaklar, bilgisizliklerinden Mecnun'a dediler ki:Leyla,pek o kadar ahım şahım bir şey değil. Şehrimizde ondan daha güzel ay gibi yüz binlerce kız var. Mecnun dedi ki:Suret testidir,güzellik şarap,Tanrı,bana onun suretinden şarap içirmede. Halbuki onun testisinde size sirke verdi de onun için onun sevgisi,sizin kulağınızı tutup çekmede.
Ana Sayfa › Mesnevî-i Şerîf ve Günün Mesnevisi › 5. Cilt
Mesnevî — 5. Cilt
4238 Beyit · 3285–3384 beyitler · Sayfa 34/43
Tanrı,bir testiden hem zehir verir,hem bal.Onu,buna veren de ulu Tanrı'dır,bunu,şuna veren de. Testiyi görüyorsun ama o şarap,doğru olmayan göze görünmez. Can zevki,ehlinden başkasını bakmaz,hısmından başkasına nişane vermez. O şarap,ehlinden başkasını görmez.Şu zarf hicapleriyse onu gizliyen çadırlara benzer. O deniz,bir çadırdır ki onun içinde kaz yaşar.Fakat kuzgunlar ölürler.
Zehir,yılana gıdadır,azıktır.Ondan başkasınaysa yılanın zehiri,derttir,ölümdür. Her nimetin,her mihnetin suresi,bana cennettir,ona cehennem. Şu halde gördüğünüz bütün cisimlerle bütün eşyada hem gıda vardır,hem zehir,fakat siz görmezsiniz. Her cisim,bir kaseye,bir testiye benzer.Onda hem gıda vardır,hem gönül yakıcı bir hassa. Kase meydandadır,içindeki gıda gizli.O kaseden ne yediğini,yalnız yiyen bilir.
Yusuf'un sureti,güzel bir kadehti.Babası o kadehten yüzlerce neşe şarabı içerdi. Fakat kardeşleri,ondan zehirli bir su içtiler de bu yüzden öfkeleri,kinleri arttı. Sonra yine Zeliha,şekerler yedi,aşktan bir başka çeşit afyon yuttu. O güzel,Yusuf'tan Yakub'un aldığı gıdadan başka türlü bir gıda aldı. Çeşit çeşit şerbetler,fakat testi bir.Bu suretle de gayb alemine ait hiçbir şüphen kalmaz ya.
Şarap gayb alemindendir,testi bu cihandan,Testi meydandadır,içindeki şarap,gizliden gizli. Namahremlerin gözlerinden pek gizli ama mahremlere meydanda,apaçık Tanrım,gözlerimiz sarhoş bir hale geldi.Yüklerimiz sırtımızı ağırlaştırdı,büktü.Sen bizi affet. Ey gizli Tanrı,o alemde de doldun,bu aleme de.Doğu nurunun da üstüne yüceldin,batı nurunun da. Sen,bir sırsın ki sırrımızı açığa vurur,bilirsin.Sen bir fecirsin,kin nehirlerimizi kaynatır akıtırsın.
Ey zatı gizli,ihsanı duyulur Tanrı,sen su gibisin,biz değirmen taşına benzeriz. Sen yel gibisin,biz toz gibi.Yeli gizlersin de tozu meydandadır. Sen bir baharsın,biz bağ gibi yemyeşil,hoş bir haldeyiz.O gizlidir,ihsanı aşikar. Sen can gibisin,biz ele,ayağa benzeriz.Elin tutup koyvermesi,can vasıtasiyledir. Sen akıl gibisin,biz şu dile benzeriz.Bu dil,şu anlatışı akıldan alır,akıldan beller.
Sen sevinç gibisin,biz gülme gibi.Yani sevincin sonu güler,neşeleniriz. Bizim hareketimiz,her an sana bir tanıklık vermede;ululuk ıssı Tanrı'ya bir tanıktır. Değirmen taşının ıstıraplarla dönüşü de,suyun varlığına tanıktır. Ey benim vehnimden,dedikodumdan dışarı olan Tanrı,toprak benim de başıma,getirdiğim örneğin de başına! Kul,sabredemez,güzel güzel tasvirlerde bulunur.Her an sana,canım,ayaklarının altına yayılmış döşemedir.
Hani o çoban gibi.O da yarabbi,seni arayan çobana gel. Gel de gömleğindeki bitleri ayıklıyayım,kırayım.Çarığımı dikeyim,eteğini öpeyim diyordu ya. Kimse aşk ve muhabbette ona eş olamazdı,fakat Tanrı'yı tesbih etmeyi,ona söz söylemeyi bilmiyordu. Onun aşkı,gökyüzüne çadır kurmuştu.Köpeğe benzeyen can,o çobanın önünde bir köpek kesilmişti. Tanrı aşkının denizi coşunca onun gönlüne vurdu,senin kulağına değdi. Cuha'nın çarşaf giyip kadınlar arasına karışarak vaz dinlemesi ve bir harekette bulunması yüzünden kadının birinin onu tanıyıp erkektir diye nara atması.
Sözü kuvvetli,cerbezesi yerinde bir vazeden vardı.Mimbere çıkmış vaız ediyordu.Kadın,erkek herkes mimberin dibine toplanmıştı. Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü,kadınlar arasına karıştı.Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın,vaız edene gizlice sordu:Kasıktaki kıllar,namazın bozulmasına sebep olur mu? Vaiz dedi ki:Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya hamam otuyla,ya ustra ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun,kabul edilsin.
Kadın:Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz dedi. Vaız eden dedi ki:Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır. Cuha,hemen kızkardeş dedi,bak bakalım,benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım,mekruh olacak kadar uzamış mı? Yanındaki kadın,Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi.
Derhal şiddetli bir nara attı.Hoca,sözüm gönlüne tesir etti dedi. Cuha dedi ki:Hayır,gönlüne tesir etmedi,eline tesir etti.A akıllı adam,gönlüne tesir etseydi vay haline! O büyücülerin gönlüne birazcık tesir etti de onlarca sopa da bir oldu,el de. Padişahım,bir ihtiyarın sopasını alsan o sopa,onun eli ayağı olduğu için pek incinir. Halbuki onlar,elleri,ayakları kesileceği halde "Bize zarar olmaz ki"diye nara attılar,naraları gökyüzüne vardı.Hadi,gel kes dediler,can,can çekişmeden kurtulur.
Biz bildik ki şu tenden ibaret değiliz.Beden olmaksızın da Tanrı ile yaşarız. Ne mutlu o kişiye ki kendi zatını tanıdı,ebedi emniyet sahasında bir köşk kurdu. Çocuk,ceviz ve kuru üzüm için ağlar.Halbuki bu,büyük adama göre hiçbir şey değildir Gönüle göre de beden,cevizle kuru üzümdür.Çocuk,nerden büyüklerin bilgisine sahip olacak? Kim,perde ardındaysa zaten çocuktur.Er ona derler ki kırılmaz.
Bir adam,sakalla,hayayla erkek olsaydı keçinin de sakalı var,tüyü var.O da adam olurdu. Halbuki o keçi,kötü bir kılavuz olur,kendisine uyanları ancak kasaba çeker,götürür. Sakalını tara,ben ilerigelen biriyim demek ister.Doğru ilerigelensin ama ölüme ve gama! Kendine gel de sakaldan vazgeç,kendine bir yol tut,bu benliği,bu teşvişi bırak. Bu suretle de aşıklar için gülsuyu kesil,gül bahçesine kılavuz ol,öne düş.
Gül kokusu nedir?Akıl nefesi,ebediyet ülkesinin güzel kılavuzu. Padişahın tekrar Eyaz'a,çarıkla pösteki işini açıkça söyle de kapı yoldaşların bundan öğüt alsınlar,çünkü"Din,öğütten ibarettir"demesi. Eyaz,çarığın sırrı nedir,söyle.Bir çarığa bu kadar niyazın nedeni nedir? Söyle de Sunkur'la arkadasın Bekbaruk duysun,pöstekiyle çarığın sırrının sırrını anlasın. Eyaz,kulluk senden nurlandı.Nurun,aşağılık alemden kurtuldu gökyüzüne yüceldi. Senin yüzünden kulluk,hür kişilerin hasret çektikleri bir şey oldu.Sen,kulluğa hayat vereli hürler bile kulluğa özenir oldular.
İnanmış,adam ona derler ki her hususta kafir bile onun imanına hased etsin,özensin. Ebayezid'in zamanında bir kafire"Müslüman olsana"dedikleri vakit o kafirin bu söze cevap vermesi Bayezid'in zamanında bir kafir vardı.Ona kutlu bir müslüman dedi ki: Ne olur müslüman olsan da yüzlerce kurtuluşa erişsen,ululuklar bulsan. Kafir dedi ki:Eğer müslümanlık,alemin şeyhi Bayezid'in müslümanlığıysa, Ben ona takat getiremem.O,benim çalışmalarımdan çok üstün.
Dine,imana inanmıyorum ama onun imanına adamakıllı iman etmiştim. İmanım var ki o,herkesten yüce,pek latif,pek nurlu. Ağzım adamakıllı mühürlü,iman edemem ama gizliden gizliye onun imanına müminim. Yok..eğer sizin imanınız,imansa ona ne meylim var,ne iştiham. İmana yüzlerce meyli olan,sizi gördü mü soğur,kesilir.
Çünkü sizin imanınızdan adam,yalnız bir ad görür,manası yoktur.Nasıl olur da çöle kurtuluş yeri denir? Sizin imanınıza bakan kişinin imana olan sevgisi soğur gider. Sesi çirkin müezzinin,kafir ülkesinde ezan okuması ve bir kafirin ona hediye vermesi Bir müezzin vardı,sesi pek çirkindi.Kafir ülkesinde ezan okurdu. Ezan okuma,savaş çıkar,düşmanlık uzar dedilerse de. İnat etti,pervasızca o kafir ülkesinde ezan okumaya koyuldu.
Halk,umumi bir kargaşalıktan korkarken bir de baktılar,elinde bir elbise,kafirin biri çıka geldi. Dostlar gibi eline mum ve helva almış,öyle bir latif elbiseyi hediye getiriyordu. Söyleyin,o müezzin nerede?Onun selası ve ezanı,bana rahatlık verdi diye sormadaydı. Yahu dediler.Nasıl olur?Hiç o bet ses,insana rahatlık verir mi?Kafir dedi ki:Sesi,kiliseye,gelince; Benim pek güzel,pek yüce bir kızım var,çoktandır müslüman olmak isterdi.
Bu sevda,kafasından bir türlü çıkmıyordu.Bunca kafir ona öğüt verdi. Fakat gönlünde iman sevgisi,öyle bir yerleşmişti ki.Bu dert,adeta bir buhurdanlıktı,ben de ödağacı. Anbean imana yöneldikçe ben,dert,azap ve işkence içindeydim. Bu hususta elimde hiçbir çare yoktu;nihayet bu müezzin ezan verince, Kızım,bu çirkin ses nedir?Kulağıma geldi de beni berbad etti.
Bütün ömrümde bu kilisede,şu manastırda bu derece çirkin bir ses duymadım dedi. Kızkardeşi,bu ezandır,müslümanlar okur,müslümanları ibadete çağırırlar dedi. İnanmadı,başkasına sordu,o da evet deyince, İnandı,yüzü sapsarı kesildi,müslümanlık hevesi kalmadı. Ben de teşvişten,azaptan kurtuldum,dün gece korkusuz,rahat bir uyku uyudum.
ℹ️ Çeviri: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953) — MEB Şark-İslâm Klasikleri baskısı; çevirmenin vefatının üzerinden 70 yıl geçtiği için metin KAMU MALIDIR. Dijital kaynak: semazen.net (Uluslararası Mevlânâ Vakfı) PDF'leri. Baskıdaki Abdülbâki Gölpınarlı'ya ait açıklama bölümleri telif koruması sürdüğü için bilinçli olarak alınmamıştır. Bölümler baskıdaki 5'erli beyit numaralarına sadıktır; sayfa düzeninden kaynaklı küçük kaymalar olabilir. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; metne yorum eklenmez. Hata bildirmek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.
✉️ E-Bültenimize Katılın
Yeni rotalar, etkinlikler ve gezi önerileri e-postanıza gelsin.