Ana SayfaMesnevî-i Şerîf ve Günün Mesnevisi › 6. Cilt

Mesnevî — 6. Cilt

4916 Beyit · 2200–2309 beyitler · Sayfa 23/50

2200–2204

Her biri derdine bir melhem arar. Derken bir âlem de bu yüzden düzene girer. Tanrı korkuyu bu âleme direk yapmıştır. Herkes, can korkusu ile bir işe sarılmıştır. Tanrı’ya hamd olsun ki böyle bir korkuyu mimar etmiş, onunla yer yüzünü düzene koymuştur. Bunların hepside iyiden, kötüden korkarlar. Fakat hiçbir kimse yoktur ki kendi kendisinden korksun. Şu halde hakikatte herkese hak3im olan birsidir ve o, duygularla duyulmaz ama çok yakındır insana.

2205–2209

O, bir gizli yerde duyulur ama bu evin duyguları ile duyulmaz. Tanrı’nın anlaşılacağı, duyulacağı duygu, bu cihanın duygusu değildir, o duygu, başka bir duygudur. Hayvan duygusu, o suretleri görseydi öküzle eşek de vaktin Beyazıd’ı olurdu. Bedeni, ruha mazhar eden, gemiyi Nuh’a burak yapan, Dilerse ey nur arayan, gemiyi değiştirir, tûfan haline getirir.

2210–2219

Ey yoksul, her an sana bir tûfandır, bir gemidir. Seni gama, neşeye ulaştırır durur. Gemiyle denizi görmüyorsan bütün cüzilerindeki şu titreyişi, şu kaynaşmayı gör. Gözler, korkunun aslını görmediğinden çeşit çeşit hayallerden korkar insan. Sarhoş bir herif, körün birine bir yumruk indirir. Kör sanır ki kendisini deve tepti. Çünkü o sırada deve sesini duymuştur. Körün aynası kulaktır, göz değil. 2115. Derken yine hayır, bu bir taş olacak. Belki şu çınlayıp duran kubbeden geldi der. Bu da değil, o da değil, öbürü de değil. Bunları o korkuyu yaratan gösterir. Korku ve titreyiş, mutlaka başkasındandır. Hiçbir kimse kendisinden korkar mı? O filozofçuk, korkuya vehim der. O, bu dersi eğri anlamıştır. Hakikati olmayan vehim olur mu hiç? Hiç gönül doğru olmayan bir yere akar mı?

2220–2224

Yalancı, doğru olmasa bir yalan kıvırabilir mi? İki âlemde de her yalan doğrudan meydana gelir. Doğrunun revacına, parlaklığına bakar da yalancı, o ümitle yalan söyler. Ey yalancı, bu yalanın da doğru yüzünden geçmede. Nimete şükret de doğruyu inkâr etme. Filozofluk taslayandan mı söyleyeyim, onun sevdasından mı bahsedeyim? Yoksa Tanrı’nın gemilerini denizlerini mi anlatayım? Hadi onun gemilerinden bahsedeyim. Çünkü o bahis, gönle öğüt verir. Külden bahsedeyim. Çünkü cüz, küllün içindedir.

2225–2229

Her velîyi Nuh ve kaptan bil, bu halkın sohbetini de tûfan say. Aslandan ve erkek ejderhadan az kaç da âşinalarından, akrabalarından daha fazla sakın. Onlar, seninle buluşup ömrünü ziyân ederler. Onları anma, gayb âleminden elde ettiğin mahsulü bitirir. Susuz eşek gibi her birinin hayali, beden kabından düşünce şerbetini emer, sömürür. O kovucuların hayali, abıhayattan elde ettiğin çiğ tanesini emiverir.

2230–2234

Daldan suyun çekilmesine alâmet, o dalın kupkuru kalması, oynamamasıdır. Hür uzuv taze dala benzer. Ne yana çekersen eğilir. Dilersen ondan sepet, hatt3a çember bile yaparsın. Fakat suyu çekildi mi, kökünden su almaz oldu, kurudu mu dilediğin gibi bükülmez. Kur’an’dan “Namaza kalksalar da üşenerek kalkarlar” âyetini okusana. Dal kökünden meme emmiyor ki.

2235–2239

Bu alamet, taş gibidir. Kısa keseyim de yoksulu, definesini onun hallerini söyleyeyim. Her fidanı yakan ateşi gördün ya. Hayali yakan can ateşini de seyret. Candan böyle bir ateş yalımlandı mı ne hayale aman vardır ne hakikate. O, her aslanın, her tilkinin düşmanıdır. “her şey helâk olur, ancak onun hakikati bâkidir.” Onun hakikatine var, varlığından geç. “Bismi” deki elif gibi kelimede kaybol.

2240–2244

O elif, Bismi’de gizlenmiştir. O, hem Bismi’de vardır, hem yoktur. Böyle ulanmak için hazfedildi mi kelimede yok olur. O, ulanma içindir, be harfiyle sin harfi, onunla birbirine ulanmıştır. Fakat be harfiyle sin harfinin ulanması, elifin bulanmasına razı olmaz. Bu ulanmada, bu buluşmada bir harf bile sığmazsa artık sözü kısa kesmem lâzım benim. Bir harf bile sin’le be’yi ayırıyor. Burada susmak, en lüzumlu bir şey.

2245–2249

Elif, varlığından yok olmuştur ama o harfi olmaksızın da be’yle sin, elifi söyler durur. “Sen atmadın attığın vakit, o attı” âyeti Peygamberin varlığı olmadan inmiştir. Peygamber de kendi varlığından geçmiş, susmuş, Tanrı diliyle söylemeye koyulmuştur da ondan sonra “Allah dedi” demiştir. İlâç, ilâç olarak kaldıkça tesirsizdir. Fakat içildi, yendi de varlığından geçti mi tesir eder. Ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevi’nin biteceğini umma. Toprak oldukça ve kerpiç dökücü, toprağı karıp dört sopadan meydana gelen kalıba döktükçe bu kitabın şiiri de uzar gider.

2250–2254

Hatt3a toprak kalmasa, yapılan kerpiç kurusa yine onun denizi coşar, köpürür... Köpüklerden toprak düzer. Orman kalmasa, ağaçlar tükense ormanlık, bu sefer denizin içinden biter, baş gösterir. Onun için sıkıntıları gideren o zat, “Bizim denizimizden zuhur eden sözleri rivayet edin. Bu hususta size bir teklif yoktur” dedi. Denizden dön, yüzünü karaya ko. Oyundan oyuncaktan bahset, çocuğa bu daha iyi! Çocukluğunda oyunla oynarsa da yavaş yavaş akıl denizine âşina olur, o denize dalar, yüzer.

2255–2264

Çocuk, oyunla akıllanır, oynaya oynaya aklı başına gelir onun. Oyun, görünüşte akla uymaz ama iş böyledir işte: Deli çocuk, oyun oynar mı? Cüzü lâzım ki külle dönsün. Kubbe ve define hikâyesi İşte o yoksulun hayali, riyasız olarak gel, gel demekle beni âciz bıraktı. Onun sesini sen duymazsın ama ben duyarım. Çünkü gizlilik âleminde onun sırdaşıyım ben. Onu define arıyor sanma. Define kendisi. Dost, mânada dosttan başka bir şey olabilir mi? 2160. Her lâhza o, kendisine secde etmede. Yüzünü görmek için önüne bir ayna koymuş secde ediyor. Aynada hakikati bir habbecik görseydi ondan bir hayalden başka bir şey kalmazdı. Hayalleri de yok olurdu, kendisi de. Bilgisi, bilgisizlikte mahvolmak olurdu. Bizim bilgisizliğimizden başka bir bilgi, şüphe yok ki benim diye apaçık baş gösterirdi. Âdem’e secde edin diye ses gelip durmada. Âdem’seniz bir an olsun kendinizi görün!

2265–2269

Bu ses, meleklerin gözünden şaşılığı giderdi de yeryüzü, onlarca lâcivert gökyüzünün aynı oldu. Tanrı’dan başka tapacak yoktur dedi, tapacak yalnız Tanrı’dır demekle ondan başka varlık yoktur demiş oldu ve birlik açıldı. O dostun, o doğru yolu bulmuş sevgilinin kulağımızı çekmesi zamanı geldi. Kulağımızı tutup çeşmeye götürerek ağzını burada, bu suyla yıka, halktan gizlediğin şeyleri söyleme demesinin tam vakti. Fakat söylesen de o meydana çıkmaz ki. Yalnız sen açmayı kastetmekle suçlu olursun, o kadar.

2270–2274

Fakat ben, onların etrafında dönüp duruyorum işte. Bunu söyleyen de benim dinleyen de. Yoksulun ve definenin suretini söyle. Bunlar, eziyet çekenlerdir, o eziyeti anlat bakalım! Rahmet çeşmesi, onlara haram oldu. Öldürücü zehri kadeh kadeh içiyorlar. Eteklerine toprak doldurmuşlar, şu kaynakları doldurmaya geliyorlar. Denizden yardım gören bu kaynak, şu iyi kötü bir avuç toprağın çalışıp çabalaması ile dolar mı hiç?

2275–2279

Fakat sizi bıraktım, size karşı kurudum, ebediyen de akmayacağım der… Halk, iştah bakımından ters tabiatlıdır. Öyleleri vardır ki suyu bırakır, içmez de toprak yer. Halk peygamberlerin tabiatlarına zıttır, tutar ejderhaya dayanır. Tanrı’nın göze mühür vurmasını, gözü kapatmasını bildin, fakat neden göz yumdun, bunu da bildin mi? Gözünü yumdun da onun yerine şu gözlerini neye açtın? Bir bir, bil ki kapadığın gözün yerine gelen kötü gözlerdir onlar.

2280–2284

Fakat inayet güneşi parlayıp doğmuş, ümidini kesenlere lûtfetmiştir. Rahmetiyle görülmemiş bir tavla oyununa girişir. Küfrün ta kendisini tövbe haline kor. O cömert Tanrı halkın bu bahtsızlığını görüp iki yüz tane sevgi çeşmesi akıtmıştır. O, koncaya dikenden sermaye verir, dikenden gonca bitirir. Yılan boynuzu ile yılanı süsler, bezer. Gece karanlığından gündüzü çıkarır. Yoksulun elinden zenginlik izhar eder.

2285–2289

Halil’e kumu un yapar, Davut’a dağı enis kılar. O karanlık bulutların altındaki dağ, olanca vahşetiyle beraber ağız açar, zir ve bem perdelerinden çenk çalar. Ey halktan nefret eden Davut, kalk. Onları terk ettin, yerine bizi dinle, beraber çalalım der. O define isteyen yoksulun bir çok araştırmadan sonra âciz kalıp ey her şeyi meydana çıkaran, sen bu gizli sırrı meydana çıkar diye ulu Tanrı’ya yalvarması O derviş dedi ki: Ey sırları bilen, bu define için ömrümü zây ettim. Hırs şeytanı, acele ettirdi, bana. Ne yavaşlığım kaldı, ne tedbirim, ne ihtiyatım.

2290–2294

Tencereden bir lokma bile yemedim. Yalnız avucum siyahlandı, ağzım yandı. Bunu iyice bilmiyorum, bari bu düğümü bağlayana müracaat ederek çözeyim demedim. Tanrı’nın sözünü de Tanrı sözü ile tefsire kalkış. Kendine gel de zannına uyup hezeyan etme a pek yüzlü! Düğümü kim bağladıysa o çözer. Bu nükteleri, bu sırları, yine söyleyen açar. Sana o çeşit söz, kolay anlaşılır gibi gelir ama Tanrı remizleri kolay anlaşılır mı hiç?

2295–2299

Adam yarabbi dedi, bu işten tövbe ettim. Kapıyı sen kapadın, yine sen aç! Duada da bir hünerim yokmuş, yine başımı hırkaya çekiyor, sana yalvarıyorum. Hüner nerede, ben neredeyim, doğru bir gönül nerede? Bunların hepside senin aksin, hepsi de sensin. Her gece rüyada bir tedbire girişmede, bir fikre düşmedeyim. Suda gark olan gemiye döndüm. Ne ben kalıyorum, ne hünerim kalıyor. Beden de bir leş gibi bihaber olarak bir tarafa düşüyor.

2300–2304

O yüce padişah, seher çağına kadar her gece “ Rabbiniz değil miyim?” diye sormada. “Evet” diye cevap vermede. Nerede “Evet, Rabbimizsin” diyen? Hepsini de uyku seli aldı götürdü. Yahut da bir timsah, hepsini paraladı, yedi. Sabah çağı, karanlıklar kınından parlak kılıcını çekip de, Doğu güneşi, geceyi dürünce bu timsah da yediklerini kusar. Yunus gibi o timsahın midesinden kurtulur, koku ve renk âlemine yayılırız.

2305–2309

Halk, Yunus gibi Tanrıyı tesbih etti, o karanlıklar âleminde o yüzden rahat kaldı. Her biri seher vakti, gece balığının karnından çıkınca der ki: Yarabbi, ey kerem sahibi, o korkunç geceye rahmet definesini gömmüş, ona bunca tat vermişsin. O üstü pul pul, yol yol olan ve bir timsaha benzeyen gece, gözlerimizi, kulaklarımızı kuvvetlendiriyor, bedenimiz rahatlaşıyor. Bundan böyle senin gibi birisi, bizimle beraber olduktan sonra bize korkunç görünen şeylerden kaçmayız.

ℹ️ Çeviri: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953) — MEB Şark-İslâm Klasikleri baskısı; çevirmenin vefatının üzerinden 70 yıl geçtiği için metin KAMU MALIDIR. Dijital kaynak: semazen.net (Uluslararası Mevlânâ Vakfı) PDF'leri. Baskıdaki Abdülbâki Gölpınarlı'ya ait açıklama bölümleri telif koruması sürdüğü için bilinçli olarak alınmamıştır. Bölümler baskıdaki 5'erli beyit numaralarına sadıktır; sayfa düzeninden kaynaklı küçük kaymalar olabilir. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; metne yorum eklenmez. Hata bildirmek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

✉️ E-Bültenimize Katılın

Yeni rotalar, etkinlikler ve gezi önerileri e-postanıza gelsin.