خانهمثنوی معنوی و بخش روزانه › 4. دفتر

Mesnevî — 4. دفتر

3855 بیت · 2585–2684 بیت · صفحه 27/39

2585–2589

Ahir zaman Peygamberi Ahmed, Rebiyülevvel ayında göçtü., bunda hiç ihtilâf yoktur. Gönlü, bu göç zamanını haber alınca can ve gönülden o vakta âşık oldu. Safer gelince, bu ay bitince sefer edeceğim diye-neşelendi. Her gece bu buluşmanın iştiyakiyle sabahlara kadar "Ey yücelerden yüce arkadaş!" der dururdu! "Bana kim safer ayı çıktı diye müjde verirse..

2590–2594

Kim safer gitti, Rebiyyülevvel geldi diye beni muştularsa ben de onu cennetle muştular, ona şefaatçi olurum" dedi. Ukâşe gelip müjde dedi., safer çıktı gitti. Peygamber de "Ey ulu aslan, cennet senindir" buyurdu Başka birisi de gelip safer çıktı dedi., bet dedi ki: O müjdeyi Ukâşe aldı! Erler, görüyorsun ya, âlemden göçmeden neşeleniyorlar., şu çocuklarsa âlemde kalmalarına seviniyorlar! İyi suyun tadını tatmayan kör kuşa, acı su, kevser görünür.

2595–2599

Musa da, senin saf ikbaline bir dert erişmez diye bu tarzda kerametler sayıp dökmekteydi. Firavun, pek güzel., iyi söyledin ama bir de iyi bir dostla görüşeyim, danışayım dedi. Firavun'un, Masa aleyhisselâm'a inanma hususunda Asiye'ye danışması Firavun, bu sözü Asiye'ye açtı. Asiye dedi ki: A gönlü kararmış, bu vaitlere can ver! Bu sözlerde ne büyük inayetler var., ey iyi huylu padişah, durma, hemen bunları elde et! Ekim zamanı geldi., hem de ne faydalı ekim ya! Bu sözleri söyledi ve iştiyakından ağlamaya başladı.

2600–2604

Yerinden sıçradı, ne mutlu sana dedi... a kelceğiz, güneş, başına taç oldu! Kelin ayıbını külah örter.. hele o külah güneş ve ay olursa ne mutlu! Daha o mecliste bunu duyunca neden evet., yüzlerce hamdolsun demedin? Bu söz, güneşin kulağına değseydi buna nail olmak ümidiyle baş aşağı yere inerdi! Hiç bildin mi, ne vaittir bu, ne lütuf tur? Hak, İblis' i arayıp soruyor âdeta!

2605–2609

O kerem sahibi, seni böyle bir lutfa, böyle bir ihsana çağırdı da nasıl tahammül ettin? Şaşılacak şey Nasıl yüreğini eritmedi bu? Eritseydi iki cihandan da nasip alırdın! Adamın yüreği Tanrı için erirse şehitler gibi iki âlemde de lûtfa, ihsana mazhar olur. Gafillik de hikmettir, bu kör oluşun da bir hikmeti var., var ama neden bu dereceye kadar olsun? Sermayenin çabucak elden uçamaması için gafillik, hem hikmettir, hem nimet!

2610–2614

Fakat unulmaz bir yara haline gelmemeli... aklın ve canın zehri olmamalı, adama eziyet vermemeli! Kim böyle bir alışverişi edebilir? Bir gülle gül bahçesini satın alıyorsun! Bir taneye karşılık yüzlerce ağaçlık., bir habbeye karşılık yüzlerce maden! "Kim her şeyi Tanrı için yapar, Tanrı' ya karşı ihlâs sahibi olursa" demek, o taneyi vermektir... bu suretle de "Tanrı da onun olur, her dilediğini verir" sözünün hakikati elde edilir. Çünkü bu arık ve kararsız varlık, o ebedî Tanrı' nın zevalsiz varlığından var olmuştur.

2615–2619

Fâni varlık, kendisini ona verdi mi bakî olur, asla ölmez.. Yelden, topraktan korkan ve bu ikisi yüzünden helak olan katra gibi! Katra, aslı olan denize kavuştu mu güneşin? hararetinden de kurtulur, yelden, topraktan da! Zahirî, denizde yok olur ama zatı yok olmaz,, ebedîleşir, iyileşir! Kendine gel ey katra da pişman olmaksızın varlığım ver, ver de bir katra ya karşılık uçsuz bucaksız denizi bul!

2620–2624

Kendine gel ey katra da bu şerefi bul, denizin avucuna düş, o avuçta telef olmaktan emin ol! Böyle bir devlet, kimin eline düşmüştür: Bir deniz, bir katrayı dilemekte, istemekte! Tanrı hakkı için Tanrı hakkı için çabuk sat ve satın al... bir katrayı ver, incilerle dolu denizi elde et! Tanrı hakkı için, Tanrı hakkı için hiç geciktirme.. bu söz, lütuf denizinden gelmede! Lütuf bile bu lütfün içinde kaybolur., aşağılık bir adam, yedinci kat göğe çıkıyor

2625–2629

Kendine gel, hiçbir kimse bunu aramakla bulamaz., nasılsa bir acayip oyuna rastladın! Firavun, bunu bir de Haman' a söyleyeyim; padişaha vezirin reyini almak lâzımdır dedi. Asiye dedi ki: Bu sırrı Haman' a söyleme. Kör kocakarı, doğanın kıymetini ne bilir? Padişahın doğanıyla kocakarı Bir ak doğanı kocakarının birine verirsen iyilik olsun diye pençelerindeki tırnakları keser! Halbuki asıl iş gördüğü, avlandığı uzvu, tırnaklandır.. kör kocakarıcağız körcesine o tırnakları kesiverir!

2630–2634

Anan nerdeymiş ki der., a ulu yavrum, tırnakların böyle uzamış senin? Kötü kocakarı, doğanın tırnağını, gagasını kanatlarını keser... sevgi çağında işte bunları, yapar! Doğanın önüne tutmaç kor da o, az yedi mi kızar., sevgiyi yırtar, atar! Senin için böyle bir tutmaç pişirdim de sen ululuk gösteriyor, haddini bilmiyorsun ha! Sen o eziyetlere, belâlara lâyıksın., devletin, ikbalin kadrini nerden bileceksin sen? der.

2635–2639

Tutmaç yemiyorsan bari al, bunu iç diye doğana tutmaç suyu verir. Halbuki doğan, tutmaç suyundan hoşlanmaz, içmez., kocakarı büsbütün kızar. Kızgınlıkla o sıcak çorbayı doğanın başından aşağı döker, hayvanın başını yakar, kel eder! Canı yanar, o teessürle gönüller parlatan padişahın lûtfunu anarak ağlamaya başlar; Padişahın çehresinden yüzlerce kemale nail olan o nazenin, o işveli gözlerinden yaşlar döker!

2640–2644

"Mâzâgal basar" sırrına nail olan gözleri o karganın açtığı yaralarla dolar., güzel ve güzel göz, zaten kötü göz yüzünden dertlere, elemlere uğrar! Halbuki o öyle engin bir gözdür ki iki âlem bile ona bir kıl kadar görünmektedir. Gözüne binlerce gökyüzü görünse kaynağın denizin yanında kayboluşu gibi kaybolur! O göz, bu duygu âlemine ait şeylerden geçti mi gayb âlemini görür de bu kabiliyet yüzünden öpülür durur! Zaten bir kulak bulamıyorum ki o güzel göze ait bir nükte söyleyeyim!

2645–2649

O gözden ulu ve kutlu yaşlar süzülse Cebrail, katrasını kapardı.. O güzel gidişli dilber, müsaade ederse bu kaptığı katrayı kanadına, gagasına sürerdi! Doğan der ki: Kocakarının kızgınlığı alevlendi ama kuvvetimi, nurumu, sabrımı ve ilmimi yakmadı ya! Can doğanım, yüzlerce suret dokur, durur., deveyi yaralar, Salih'i değil! Salih, ululukla bir nefes aldı, bir dua etti mi dağdan, o çeşit yüzlerce deve doğar!

2650–2654

Gönül der ki: Sus, aklını başına al... yoksa gayret, varlık nescini çeker, yırtar! Fakat ne çare., padişahlık gururu, öğüt dinletmiyordu; nihayet öğüdü gönlünden koparıp attı. Tanrı gayretinin yüzlerce gizli hilmi vardır... yoksa bir anda yüzlerce cihanı yakardı! Mutlaka Haman'la görüşüp danışmam lâzım... ülke ona dayanmaktadır, ben onunla kuvvet, kudret bulmaktayım, dedi. Mustafa'nın meşveret ettiği zat, Tanrı Sıddıkıydi.. EbucehFe fikir veren Ebuleheb'di!

2655–2659

Cinsiyet, onu öyle bir çekti ki o nasihatler, kulağına bile giremedi. Her şey, kendi cinsinden olana yüzlerce kanatla uçar gider., ona ulaşma hayaliyle bağlarını yırtıp yürür! Çocuğu, kayıp oluk üstüne giden ve tehlikeye düşen kadının, Tanrı yüzünü ululasın, Ali'ye gelerek çare araması Murtaza' nın yanına bir kadın gelip dedi ki; Çocuğum, oluğun üstüne kaydı. Çağırsam ele geçmez., bıraksam düşüp helak olacağından korkuyorum. Akıllı değil ki tehlikeden kurtul, yanıma gel diyeyim de anlasın.

2660–2664

Elle işaret etsem anlamaz., anlasa bile kötülük şu ki dinlemez! Mememi, südumu gösterdim ama benden gözünü, yüzünü çevirip duruyor! Tanrı hakkı için ey ulular, siz, bu âlemde de âcizlerin ellerinden tutan, onlara yardım eden erlersiniz, o âlemde de! Benim derdime tez bir derman bul ki gönlümün mey vasini kaybedeceğim diye yüreğim titremede! Ali dedi ki: dama bir çocuk çıkar., çocuğun, kendi cinsini görünce,

2665–2669

Derhal oluktan dama gelir., cins, cinsine ebedî olarak âşıktır. Kadın öyle yaptı., çocuğu, o çocuğu görünce ona yüz tuttu; Oluktan dama geldi. Her cins, kendi cinsinden olanları çeker, bunu böyle bil! Çocuk, sürtüne sürtüne öbür çocuğun bulunduğu tarafa geldi ve aşağıya düşme tehlikesinden kurtuldu. Peygamberler de, kullan oluktan kurtarmak için insan olarak gönderilmişlerdir.

2670–2674

Peygamber, ben de sizin gibi insanım... kendi cinsinize gelin kaybolmayın buyurdu. Çünkü cinsiyetin acayip bir çekiciliği vardır., nerde birisini ve bir şeyi ariyan varsa onu aratan, o yana çeken cinsiyettir. Isa ve îdris, meleklerle aynı cinstendiler; onun için gökyüzüne çıktılar. Harut'la Marut' sa ten cinsindendiler; yücelerden aşağıya indiler. Kâfirler, şeytanlarla aynı cinsindendir.. canları, şeytanların şakirdi olmuştur.

2675–2679

Şeytanlardan yüzbinlerce kötü huylar öğrenmişler, akıl ve gönül gözünü kapamışlardır. Onların kötü huylarından en ehemmiyetsizi hasettir, hani iblis'in boynunu vuran haset! O köpekler, bunlara ululuk ve haset öğretmişlerdir., onlar, halkın ebedî bir mülke, bir devlete nail olmasını istemezler. Kimde sağdan, soldan bir yücelik görürlerse hasetten âdeta kulunçları kabarır, dertlenirler. Çünkü harmanı yanmış talihsiz, kimsenin mumunun yanmasını istemez.

2680–2684

Kendine gel de sen de bir yücelik elde et başkalarının yüceliğinden dertlenme! Tanrı' dan bu hasedin defini dile de Tanrı, seni cesetten kurtarsın! Sana içten bir meşguliyet versin de ondan baş alamayasın! Tanrı bir yudumcuk şaraba öyle bir hassa vermiştir ki adamı sarhoş eder, iki âlemden de kurtarır! Bir avuç yeşil ota, esrara öyle bir hassa vermiştir ki bir zaman olsun insanı kendisinden alır!

ℹ️ ترجمه: ولد چلبی ازبوداک (۱۸۶۷–۱۹۵۳)؛ چون بیش از ۷۰ سال از درگذشت مترجم گذشته، متن مالکیت عمومی است. منبع دیجیتال: semazen.net. یادداشت‌های گولپینارلی (هنوز دارای حق نشر) آگاهانه حذف شد. ترجمه به زبان ترکی است؛ این بخش تنها برای آگاهی است.

✉️ عضویت در خبرنامه

مسیرها، رویدادها و نکات سفر جدید به ایمیل شما بیاید.