Ana SayfaMesnevî-i Şerîf ve Günün Mesnevisi › 4. Cilt

Mesnevî — 4. Cilt

3855 Beyit · 3575–3674 beyitler · Sayfa 37/39

3575–3579

Bu beden ağacı, Musa’nın asasıdır; ona, “Onu elinden at” diye buyruk geldi. Böylece onun hayrını ve şerrini görürsün; ondan sonra Allah’ın emriyle onu al. Atmadan önce o, sopadan başka bir şey değildi; onun emriyle alınca güzelleşti. O, önce kuzuya yaprak düşürürdü; o aldanmış topluluğa mucize gösterdi. Firavun’a bağlı olanların başına hakim oldu; sularını kan etti; onları, ellerini başlarına vuran yaptı.

3580–3584

Yaprak yiyen çekirgeler sebebiyle tarlalarından kıtlık ve ölüm yükseldi. Neticede gözü yeşilliklere düştüğünde, Musa’dan elinde olmadan dua yükseldi: “Madem bu topluluk doğru olmayı istemiyor, bütün bu mucize ve çalışmak niçindir?” Emir geldi: “Nuh’a tabi ol; açıklanmış sonu görmeyi bırak. Onu görmezlikten gel; çünkü yola çağıransın, “Duyur” emri var; bu boş değildir.

3585–3589

En az hikmet, senin bu ısrarınla o inat ve asiliklerin ortaya çıkmasıdır. Böylece Hakk’ın yol göstermesi ve yoldan çıkarması, bütün topluluklara aşikar olur. Çünkü varlıktan amaç, -gerekleri- açığa çıkarmaktır; onu, öğüt ve azgınlıkla denemek gerekir. Şeytan azgınlığa ısrar etmekte; şeyh doğru yola götürmekte ısrar et-mekte. O keder verici iş art arda olunca Nil, baştanbaşa tamamen kan oluyordu.

3590–3594

Firavun, kendi başına Musa’ya geldi; boyu iki büklüm olmuş ona yal¬varıyordu: “Ey sultan! Bizim yaptığımızı yapma; bizim söz söylemeye yüzümüz yok. Senin için parça parça olurum, kabul buyur; ben izzete alışkınım, bana sert davranma. Ey emin kişi! Haydi; acımayla dudağını kımıldat, bu ateşli ağız kapansın.” -Musa dedi:- “Ya Rabbi! O, beni aldatıyor; o, sana aldananı aldatıyor.

3595–3599

Dinleyeyim mi? Veya ben de ona hile yapayım; o parçacı, aslı bilsin. Zira her düzen ve hilenin aslı, bizim yanımızdadır; toprakta olanın aslı göktedir.” Hak buyurdu: “O köpek, ona da değmez; köpeğe uzaktan kemik at. Haydi! O asayı salla, topraklar çekirgenin yok ettiğini geri versin. O çekirgeler anında kararsın, böylece halk Allah’ın değiştirmesini gör-sün.

3600–3604

Çünkü benim sebeplere ihtiyacım yok; o sebep, perde ve örtü içindir. Böylece tabiatçı kendini ilaca verir; müneccim yıldıza yönelir. Böylece münafık hırsından işsizlik korkusuyla erkence çarşıya gider. Kulluk etmemiş ve yüzünü yıkamamış cehennem lokması, lokma arar olmuş. Halkın canı, kuru ot otlayan o kuzu gibi yer ve yenilir.

3605–3609

O kuzu otlar, kasap “Bizim için murat otunu otluyor” diye sevinir. Yemek yemede cehennemin işini yapıyorsun; kendini onun için şişmanlatıyorsun. Kendi işini yap, hikmet rızkını otla, haşmetli gönül şişmanlasın. Bedenin yemesi, bu yemeye engeldir; can, tacir gibidir; beden de yol kesici gibi. Tacirin mumu, yol kesen kişi odun gibi yandığında parlar.

3610–3614

Sen, akılsın ve geri kalanı akla örtüdür; kendini kaybetme, boş yere çalışma. Bil ki her şehvet/arzu şarap ve afyon gibidir; akla örtüdür ve akıllı ondan dolayı ahmaktır. Akla sarhoşluk sadece şarap değildir; arzuya bağlı şey, gözü ve kulağı kapatır. O şeytan şarap içmekten uzaktı; o, kibirlenme ve inkarla sarhoştu. Sarhoş, olmayanı görendir; bakır ve demir olan şey, ona altın görünür.

3615–3619

Ey Musa! Bu sözün sonu yoktur; dudağını oynat, bitki yeşersin.” Musa da öyle yaptı ve o anda da yer, başak ve iri daneyle yeşillendi. Kıtlık görmüş ve şiddetli açlıkla ölmüş o topluluk, yemeğe üşüştü. Er kişi, insan ve hayvan, ihsandan birkaç gün doyarcasına yedi. Karınları doyduğunda, nimete kavuştuklarında ve o zaruret gidince asi oldular.

3620–3624

Nefis, bir Firavun’dur, dikkat et! O eski küfrünü hatırlamaması için onu doyurma. Nefis, ateşin harareti olmadan güzelleşmez; kor gibi olmadıkça demiri dövme; sakın! Beden, açlık olmadan hareket etmez; -açlık olmadan etsin dersen o zaman- bil ki dövdüğün, soğuk bir demirdir. Ağlasa ve inleye inleye sızlansa da, o Müslüman olmayacak. Dikkat et! O, Firavun gibidir; kıtlıkta yalvararak Musa’nın önüne öylece baş koyar.

3625–3629

İhtiyacı olmayınca azar. Eşek yük atınca, çifte vurur. Onun işi o ah ve ağlamalarla ilerleyince, o zaman bunu unutur. Yıllarca bir şehirde bulunan bir adam, bir zaman uykuya dalar; O, iyi ve kötüyle dolu başka bir şehir görür, kendi şehri hiç hatırına gelmez: “Ben oradaydım; bu yeni şehir, benimki değil; burada rehinim” diye.

3630–3634

Bilakis daima bu şehirde doğup, buraya alışık olduğunu bilir. Hayret! Şaşılacak şey midir, ruh da önceden doğup kaldığı vatanları, Hatırlamazsa? Çünkü bu dünya, rüya gibidir; bulutun yıldızı kapattığı gibi, -insanı- örter. Özellikle bu kadar şehri dolaşmış, idrakinden tozlar süpürülmemiş -durumdayken-. İstekle çalışmamış ki gönlü berraklaşsın ve macerayı görsün,

3635–3639

Gönlü sır deliğinden başını çıkarsın, açık gözü önü ve sonu görsün. İnsanın başlangıçtan itibaren yaratılış halleri ve konakları Önce cansızlar ülkesine geldi; cansız oluştan nebat/bitki haline ulaştı. Yıllarca nebat halinde ömür sürdü; savaştan dolayı cansızlık halini hatırlamaz. Nebãt halinden hayvanî hale geçince, nebat hali hiç hatırına gelmez. Sadece nebata doğru özellikle bahar ve çiçek zamanı arzusu olduğunda hatırlar.

3640–3644

Süt içmeye olan isteklerinin sırrını bilmeyen çocukların, annelerine olan meyli gibi; Her yeni müridin, bahtı genç yüce şeyhe aşırı isteği gibi. Bunun cüz’î/parça aklı, o küllî/bütün akıldandır; bu gölgenin hareketi, o gül dalındandır. Gölgesi, sonuçta kendinde yok olur; o zaman istek ve arayışın sırrını bilir. Ey talihli! Bu ağaç salınmazsa, diğer dalın gölgesi nasıl salınır?

3645–3649

Bildiğin yaratıcı, yine onu hayvanî halden insanlığa çekip götürüyordu. Böylece ülkeden ülkeye gitti, neticede şimdi akıllı, bilgili oldu ve olgunlaştı. Önceki akıllar hatırında yoktur; yine bu akıldan da -başka hale- dönüşecektir. Bu hırs ve istek dolu akıldan kurtulunca, şaşılacak yüz binlerce akıl görür. Uyumuş ve öncesini unutmuş olsa da onu, o unutma halinde hiç bırakırlar mı?

3650–3654

Yine onu, o uykusundan uyandırırlar; kendi haline alaylı güler: “Rüyada çektiğim ne üzüntüydü? Doğru halleri nasıl unuttum? O üzüntü ve hastalığın uyku işi, hile ve hayal olduğunu nasıl bilemedim?” Dünya uyuyanın rüyası gibidir; uyuyan kişi, bunun sürekli olduğunu sanır. Sonuçta ansızın ecel sabahı doğar, zan ve hile karanlığından kurtulur.

3655–3659

Kalış mekanını ve yerini görünce, o üzüntülerinden dolayı kendisini gülme tutar. Rüyada/dünyada iyi ve kötü gördüğün her şey, mahşer günü birer birer belli olacak. Bu dünya uykusunda yaptığın, uyanıklık anında sana görünür; Neticede bu yaptığının, bu rüyada kötü yapmak olduğunu ve senin için yorumu bulunmadığını sanmayasın. Ey esire zulmeden! Hatta bu gülüş, tabir gününde ağlama ve nefes veriş olur.

3660–3664

Ağlama, dert, keder ve inleyişini uyanıklığında sevinç bil. Ey Yusufların derisini yırtan! Bu ağır uykudan kurt olarak kalkarsın. Senin huyların birer birer kurt olur, öfkeyle uzuvlarını parçalar. Kan, ölümünden sonra uyumaz; kısas hakkında, “Öldüm ve kurtulurum” deme. Bu peşin/dünyadaki kısas, hilekarlıktır; o kısasın darbesine göre, bu oyundur.

3665–3669

Bundan dolayı Allah, dünyaya oyun adını vermiştir; çünkü o cezaya göre, bu ceza oyundur. Bu ceza, savaşı ve fitneyi söndürmek içindir. O, hadım etmektir, buysa sünnet etmek gibidir. Cehennem halkı açtır ve Hakk’a, “Bizim rızklarımızı semirt ve bize çabuk rızk ulaştır, çünkü sabrımız kalmadı” diye yakarır Ey Musa! Bu sözün sonu yoktur. Hadi! O eşekleri çayırda bırak; O hoş otla hepsi semirsin. Hadi! Bizim öfkeli kurtlarımız var. Kurtlarımızın ulumasını duyuyoruz; bu eşekleri onların yemeği yapalım.

3670–3674

Hoş nefeslilik kimyası, senin dudağından bu eşekleri insan yapmak istedi. Sen, davette çok lütuf gösterdin ve cömertlik yaptın; o eşeklerin talihi ve rızkı yoktu. Öyleyse nimet yorganını ört de gaflet uykusu onları çabukça alıp götürsün. Bu kafile böyle bir uykudan sıçrayıp kalkınca, mum sönmüş ve sakî gitmiş olur. Azgınlıkları seni hayrette bıraktı, o zaman karşılık olarak da hasret içerler.

ℹ️ Çeviri: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953) — MEB Şark-İslâm Klasikleri baskısı; çevirmenin vefatının üzerinden 70 yıl geçtiği için metin KAMU MALIDIR. Dijital kaynak: semazen.net (Uluslararası Mevlânâ Vakfı) PDF'leri. Baskıdaki Abdülbâki Gölpınarlı'ya ait açıklama bölümleri telif koruması sürdüğü için bilinçli olarak alınmamıştır. Bölümler baskıdaki 5'erli beyit numaralarına sadıktır; sayfa düzeninden kaynaklı küçük kaymalar olabilir. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; metne yorum eklenmez. Hata bildirmek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

✉️ E-Bültenimize Katılın

Yeni rotalar, etkinlikler ve gezi önerileri e-postanıza gelsin.