Bizim adaletimiz dışarıya adım atınca, karşılık olarak her çirkinin layığını verir. Kendisini açıkça görmedikleri padişah, yaşayışlarında gizlice onlarlaydı; Akıl gibi; senin bu görmen, aklı göremese de o, seninledir, bedenine hakimdir. Ey filan! O ise, imtihandaki duruş ve hareketini görür. O aklı yaratan da seninle bulunsa şaşılacak şey midir? Sen, bunu nasıl uygun görmezsin?
Ana Sayfa › Mesnevî-i Şerîf ve Günün Mesnevisi › 4. Cilt
Mesnevî — 4. Cilt
3855 Beyit · 3675–3774 beyitler · Sayfa 38/39
-Biri- akıldan gafil olup, kötüye sarılır; ondan sonra aklı onu kınar. Sen aklından habersiz oldun; akılsa senden habersiz değildir; kınaması, hazır bulunuşundandır. Hazır bulunmayıp habersiz olsaydı, kınayarak sana nasıl tokat vururdu? Senin nefsin ondan gafil olmasaydı, hiç öyle delilik ve ateşlilik yapar mıydın sen? Öyleyse sen ve aklın, usturlap gibidir; bununla varlık güneşinin yakınlığını bilirsin.
Aklının sana yakınlığı tarifsizdir; sol, sağ, arka veya ön tarafında değildir. Padişahın tarifsiz yakınlığı nasıl olmaz -peki-? Aklın arayışı, o yolu bulamaz. Senin parmağında bulunan hareket, parmağın önünde veya arkasında yahut sol ve sağında değildir. Uyku ve ölüm zamanında senden gider, uyanıklık zamanında sana eş olur. Parmağına hangi yoldan geliyor? Parmağının, onsuz yararı yoktur.
Gözünün ve göz bebeğinin ışığı, gözüne altı yönün dışında hangi yönden geldi? Halk/cisim alemi, yön ve cihetlerle birliktedir; emir ve sıfatlar alemini yönsüz bil. Ey güzel! Emir/ruhlar alemini yönsüz bil; şüphesiz, buyruk veren daha da yönsüzdür. Akıl yönsüzdür; öyleyse Allah akıldan daha akıldır, candan daha can. Bir yaratık, onunla ilgisiz değildir. Ey amca! Bu ilgi niteliksizdir/tarifsizdir.
Çünkü ruhta ayrılma ve kavuşma yoktur; zan ise, ayrılma ve kavuşmadan başka bir şey bilmez. Ayrılma ve kavuşmanın dışında bir kılavuz takip et; ancak takip etmek, susuzluğu söndürmez. Art arda takip et; asıldan uzaksan da erlik damarın, seni kavuşma yönüne getirir. Akıl bu ilgiye nasıl yol bulur? Bu akıl, ayrılma ve kavuşmaya bağlıdır. Bundan dolayı Mustafa, bize “Allah’ın zatı hakkında araştırma yapmayınız” diye vasiyet etti.
Zatı hakkında düşünülen şey, gerçekte zatına bakış değildir. Zira onun o düşüncesi yoldadır; Allah’a kadar yüz binlerce perde bulunmaktadır. Her bir kişi, bir perdeye ulaşır özelliktedir; onun, Hakk’ın kendisi olduğunu sanır. Peygamber, yanlışta sevda oluşturmasın diye bu vehmi kişiden defetmiştir. Çünkü onun vehminde edebi terk ediş vardır; Allah, edepsizi tepetaklak eder.
Tepetaklak olmak kişinin aşağıya doğru gitmesi, -ama- kendini üstün sanmasıdır. Çünkü sarhoşun ölçüsü böyledir; sarhoş, gökyüzünü yerden ayırt edemez. Onun şaşılacak şeylerini düşünmeye girişin; büyüklükten ve heybetten kaybolun. Kişi, onun yaratışından dolayı -hayretle- sakal ve bıyığını kaybedince, haddini bilir; yaratandan söz etmez. O, candan “Seni övemem” sözünden başka bir şey söylemez; çünkü o anlatış, sayı ve ölçünün dışındadır. Zülkarneyn'in Kafdağına gitmesi ve "Ey Kafdağı, bize Tanrı'nın ululuğundan bahset" demesi, dağın da "Onun ululuğu söze gelmez.. o ululuk karşısında anlayışlar yok olur" diye cevap vermesi, Zülkarneyn'in "Bari hatırında olan ve sence söylemesi kolay bulunan Tanrı sanatlarından bahset" diye yalvarması.
Zülkarneyn, Kaf dağına gitti... o dağın saf zümrütten olduğunu gördü. Bütün âlemi halka gibi çepeçevre çevirmişti... Zülkarneyn, o dağı görüp şaşırdı. Dedi ki: Sen dağsan öbür dağlar ne? Onlar senin yanında bir oyuncak âdeta! Kaf dağı dedi ki: O dağlar, benim damarlarımdır... onlar, güzellikte, alımda bana eş olmazlar.
Benim her şehirde gizli bir damarım vardır... âlemin çevresi damarlarıma bağlıdır. Tanrı, bir şehirde yer deprentisi yapmak isterse bana söyler, ben oraya varan damarı oynatırım. O şehre ulaşan damarı kahırla oynattım mı orada yer deprenir. Tanrı yeter deyince damarım yatışır... durur görünürüm ama daima işteyim ben! Merhem gibi dururum ama hayli iş görürüm... akıl gibi hani; o da durur ama söz, ondan doğar, harekete gelir.
Fakat bunu aklı kavramayana göre yer deprentisi yerdeki buharlardan olur. Bir karınca, kağıtta giderken kalemin yazı yazdığını görüp kalemi öğmeğe başladı. Gözü keskin olan başka bir karınca, ben görüyorum dedi.. bu hüner parmaklardan;parmakları öğ. Gözü ikisinden de daha iyi gören bir başka karınca dedi ki: Ben,kolu öğerim; çünkü parmaklar, kolun fer'idir saire.. Bir karıncacık, kâğıt üstünde kalemi gördü; bu sırrı bir başka karıncaya söyledi. Dedi ki: O kalem, kağıdı fesleğen, süsen ve gül bahçesi haline getirdi... acayip şekiller yaptı. O karınca, o sanatı yapan parmaklardır... şu kalem, yaptığı işte parmaklara tabidir, parmakların fer-i ve eseridir dedi. Üçüncü karınca dedi ki: Hayır... onları yapan koldur. Arık parmaklar, onun kuvvetiyle o nakışları çizdi.
Böylece her biri bahiste ileriye doğru gitti. Nihayet birazcık anlayışı olan ve karıncaların ulusu bulunan bir karınca, Dedi ki: Bu hüneri, suret yapıyor sanmayın, öyle görmeyin! Suret, uykuda ve ölümde bundan bihaberdir. Suret elbise ve sopa gibidir... bu nakışları, akıldan, candan başka bir şey yapamaz! Halbuki o da, akılla canın, Tanrının döndürüp hareket ettirmesi olmazsa cansız bir şeyden ibaret olduğunu bilmiyordu. Tanrı, akıldan bir an inayeti kesti mi zeka sahibi olan akıl, aptallılar yapar.
Zülkarneyn, Kafdağı'nın konuştuğunu, söz incilerini deldiğini görünce, Dedi ki: Ey sırları bilen ve her şeyden haberi olan, söz söyleyen dağ, bana Tanrı sanatlarından bahset. Kaf dağı dedi ki: Yürü... Tanrı sanatları söylenebilmekten söze gelmekten çok üstündür. Yahut kalemin ne haddi vardır ki sayfalara o sanatların nişânesini yazabilsin! Zülkarneyn, ona ait küçük bir hikâye olsun söyle... Tanrının şaşılacak kudretlerinden bahset ey iyi huylu âlim dedi.
Kaf dağı dedi ki: "İşte sana üç yüz yıllık yol olan şu ova. Padişah, onu kar dağlarıyla doldurmuştur. Dağ, dağın üstüne sayısız olarak yığılmıştır... daha da her zaman oraya kar yağıp durmada! Bir kar dağının üstüne başka bir kar dağı yığılıp durmada... karın soğukluğu, ta yerin dibine kadar işlemede! An be an o uçsuz bucaksız, o büyük ambardan kardan meydana gelen bir dağ üstüne kardan bir dağ daha yığılmada! Padişahım, böyle bir ova olmasaydı cehennemin harareti beni mahvederdi!"
Gafilleri kar dağları bil! Tanrı, akıllıların perdeleri yanmasın diye onları böyle soğuk yaratmıştır. Karlar yağdıran bilgisizliğin aksi olmasaydı o Kafdağı, iştiyak ateşiyle yanar erirdi. Zaten ateş de Tanrı kahrından bir zerredir... aşağılık kişileri korkutmak için âdeta bir kamçıdır. Fakat bu kadar büyük ve üstün olan kahrı ile beraber yine de bak... lûtfunun soğukluğu ondan ileri! Keyfiyetsiz ve mânevi bir ileri oluştur bu... geri kalanı da, ileri gideni de ikiliksiz olarak gör.
Göremezsen bu aşağılık anlayışındandır... zaten halkın akılları, o madenden bir arpadır ancak! O takdirde din alametlerini ayıplama, ayıbı kendinde bul! Topraktan yaratılan kuş, nasıl olur da gök yüzünü aşar geçer? Kuşun dönüp dolaşacağı en yüce yer havadır... çünkü onun meydana gelişi, şehvetten, heva ve hevestendir. Şu halde sen evet, hayır demeksizin hayran ol da Tanrı rahmetinden önüne bir binek gelsin! Bu şaşılacak şeyleri anlamada acizsen evet demen tekellüme sapmandır.
Evet demez de hayır dersen o sözde boynunu vurur... o hayır sözü yüzünden Tanrının kahrı, senin pencereni kapatır. Şu halde hemen öylece hayran ol yalnız! Hayran ol ki önden arttan Tanrı yardımı gelsin. Hayran olur şaşırır kalır, varlığından geçersen hal dili ile "Yarabbi bizi doğru yola götür" dersin! Bu iş pek büyüktür, pek büyük... fakat titremeye başladın mı o büyük şey, sana yumuşar, dümdüz olur. Çünkü bu büyüklük, münkire göredir... âciz oldun mu lûtuftur, ihsandır o. Cebrail aleyhisselâm'ın kendisini Mustafa sallallahû aleyhi vesellem'e kendi suretiyle göstermesi ve yediyüz kanadından bir tanesi görününce ufku kaplaması ve bütün parlaklığıyle beraber güneşin görünmez bir hale gelmesi.
Mustafa Cebrail'e "Ey dost, suretin nasıl... Apâşikar olarak bana öyle görün de seni göreyim, sana bakayım " dedi. Cebrail dedi ki: "Takatın yoktur göremezsin... duygu zayıftır, pek yufkadır!" Peygamber "Görün bakayım da bu beden, duygunun ne derece zayıf ve kuvvetsiz olduğunu anlasın" dedi. İnsanın bedenine Ait duygusu noksandır. Fakat içinde pek ulu, güzel bir huy vardır.
İnsanın bedeni ile ruhu taşla demire benzer. Fakat bu taşla demir, sıfat ve eser bakımından bir çakmaktır. Ateş, taşla demirden doğar... doğar da bu iki babaya kahırlar yağdırır! Ateş, bedene ait bir sıfattır... fakat bedeni kahreder, alevler çıkarır! Öyle olduğu halde yine bedende öyle bir ışık vardır ki ışık, İbrahim gibi ateş burcunu kahreder! Hâsılı o bilgili peygamber "Biz, ileri gidenlerin artta gelenleriyiz" remzini söyledi.
Görünüşte bu ikisi de bir örse zebundur ama sıfat ve tesir bakımından demir madenlerinden bile üstündür. İşte insan da görünüşte cihanın fer'i dir... fakat sıfat bakımından insanı, cihanın, aslı bil! İnsan zâhiren bir sivri sineğin tesiriyle mustarip olur; fakat içyüzü, yedi kat göğü bile kaplamıştır. Peygamber, Cebrail'in asli suretiyle görünmesine ısrar edince Cebrail, birazcık göründü... fakat öyle heybetliydi ki dağ bile görse paramparça olurdu. Bir kanadı doğuydu, batıyı kaplayıverdi... Mustafa, görünce heybetinden kendinden geçti.
Cebrail Mustafa'yı korkusundan baygın bir halde görünce kucakladı, bağrına bastı. O heybet, yabancıların nasibi... bu lûtufsa dostların kısmeti! Padişahlar, tahtlarına, oturdular mı çevrelerinde ellerinde kılıçları bulunan heybetli çavuşlar bulunur. Bu çavuşlarda sopalar, mızraklar, kılıçlar vardır... aslanlar bile onları görse heybetlerinden titrerler. Çavuşların seslerinden, çevgânlarından canlar ürker, heybetlerinden herkes korkar!
ℹ️ Çeviri: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953) — MEB Şark-İslâm Klasikleri baskısı; çevirmenin vefatının üzerinden 70 yıl geçtiği için metin KAMU MALIDIR. Dijital kaynak: semazen.net (Uluslararası Mevlânâ Vakfı) PDF'leri. Baskıdaki Abdülbâki Gölpınarlı'ya ait açıklama bölümleri telif koruması sürdüğü için bilinçli olarak alınmamıştır. Bölümler baskıdaki 5'erli beyit numaralarına sadıktır; sayfa düzeninden kaynaklı küçük kaymalar olabilir. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; metne yorum eklenmez. Hata bildirmek için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.
✉️ E-Bültenimize Katılın
Yeni rotalar, etkinlikler ve gezi önerileri e-postanıza gelsin.