HomeThe Masnavi and Daily Masnavi › 5. Volume

Mesnevî — 5. Volume

4238 Couplet · 3385–3484 couplets · Page 35/43

3385–3389

Onun sesinden bundan dolayı rahatlaştım.Onun için de ona hediye getirdim;nerde o adam? Müezzini görünce bu hediyeyi kabul et dedi,beni dertten kurtardın,elimi tuttun. Bana öyle bir ihsanda bulundun ki senin azat kabul etmez bir kulun oldum. Malda,mülkte,zenginlikte tek bir kişi olsaydım ağzını altınla doldururdum. İşte sizin imanınız da bunun gibi riya,geçici bir şey.O ezan gibi yol kesici.

3390–3394

Fakat Bayezid'in imanına,onun doğruluğuna karşı gönlümde nice hasret var. Hani şu kadın gibi..Eşeğin çiftleşmesini gördü de dedi ki:Amanın,şu tek erkeğe bakın! Çiftleşme buysa bizim kocalarımız,bizimle çiftleşmiyorlar,içimize aptes bozuyorlar. Bayezid,imanın bütün şartlarını haiz..Aferinler olsun bunun gibi tek aslana! Onun imanının bir katrası denize gitse deniz,o katrada gark olur.

3395–3399

Nitekim bir zerrecik ateş,ormanlara düşse o zerre,bütün ormanları yakar,yok eder. Padişahın,yahut ordunun gönlündeki hayal gibi.O hayal de hayaldir ama savaşta düşmanları mahveder. Muhammed'in yüzünde bir yıldızdır parladı,kafirlerin,çıfıtların gevherleri yok oldu. İmana erişen aman buldu,imana gelmiyenlerin şüphesi iki kat oldu. Önce gelenlerin halis küfrü kalmadı da yerini ya müslümanlık tuttu,ya korku..

3400–3404

Bu da hileyle suyu yağa karıştırmaktır.Bu örnekler,nurun zerresine eşit olamaz. Zerre,bir cisimden ayrılmış,küçücük bir parçadan başka bir şey değildir.Zerre,taksim kabul etmiyen güneş olamaz ki. Zerre demekte bil ki gizli bir muradım var.Sen,denize mahrem değilsin,ancak köpüksün şimdi. Şeyhin parlak iman güneşi,şeyhin can doğusundan yüz gösterse, Bütün aşağılık alemi ta yerin dibine kadar hazine kesilir,bütün yücelikler alemi,yemyeşil cennete döner.

3405–3409

Onun aydın nurdan bir canı var.Hor hakir topraktan bir bedeni. Şaştım kaldım,acaba o,bu mu,yoksa o mu?Söyle,bu işte müşküle düştüm. Kardeş,eğer o,bu ise o nedir ki yedi kat gök,onun nuriyle dolmuş. Yok..o,bu değilse dostum,şu beden nedir öyleyse?Acaba bu ikisinden hangisi,o kim? Bir kadının,kocasına eti kedi yedi demesi,kocasının,kediyi terazide tartması,kedinin yarım batman gelmesi üzerine a kadın,et yarım batmandı,biraz da fazlaydı.Eğer bu etse kedi nerde,yok,bu kediyse et hani demesi. Bir adamın bir karısı vardı. Pek hilebaz,pek kötü huylu ve yol kesici bir kadındı.

3410–3414

Adam,eve ne getirirse harcar,telef ederdi. Adam da sesini çıkarmazdı. Bir gün adam,konuğunu ağırlamak için yüzlerce sıkıntıyla biraz et aldı,eve getirdi. Kadın onu kebap edip şarapla sildi,süpürdü.Adam gelince de düzensiz sözlerle hileye başladı. Adam dedi ki:Konuk geldi.et nerde?Konuğa yemek çıkarmak lazım. Kadın eti şu kedi yedi,hadi git et al yine dedi.

3415–3419

Adam,Aybek dedi,teraziyi getir,şu kediyi bir tartayım. Terazi geldi,kediyi tarttı,yarım batman geldi.Bunun üzerine a hilebaz kadın dedi, Et yarım batmandı,yarım okka kadar da fazlalığı olacak.Kedi de tam yarım batman geldi. Eğer bu,kediyse söyle,et nerede?Yok,bu etse hadi var,bucak bucak kediyi ara. Bayezid de buysa o ruh nedir?O,o ruhsa şu suret kim?

3420–3424

Dostum,hayretler içinde hayrete düştüm.Bu,ne senin işin,ne benim işim. Her ikisi de odur.Fakat mahsulün aslı tanedir,o saman çöpü,feridir. Tanrı hikmeti,bu zıtları birbiriyle kaynaştırdı.Ey kasap,şu oyluk eti,gerdanla beraber işte. Ruh,bedensiz bir iş yapamaz.Kalıbın da ruhsuz soğur,donar. Kalıbın meydandadır da canın gizli.Alemin sebepleri de şu ikisinden düzelmiştir.

3425–3429

Toprağı,bir adamın başına atarsan baş yarmaz.Suyu birinin başına atsan yine baş yarılmaz. Baş yarmak istiyorsan suyla toprağı birbirine katıp kerpiç yapman gerek. Baş yardın mı o kerpiçin suyu,aslına gider,ayrılış gününde toprak da toprağa kavuşur. Tanrı'nın suyla toprağı birleştirmesindeki hikmeti,niyazla,inattan hasıl olur. Ondan sonra daha başka birleşmeler meydana gelir ki onları ne kulak duymuştur,ne göz görmüştür.

3430–3434

Kulak duysaydı kulak olarak kalır, yahut artık başka sözleri duyabilir miydi? Kar ve buz, güneşi görseydi buzluktan ümidini keser giderdi. Damarlarına, iliklerine kadar su kesilirdi de bava Davud'u, ondan zırh yapardı. Her ağacın canına derman olurdu. Her ağaç, onun kudumiyle devlet bulurdu. Halbuki o donmuş buz, öylece kalakaldı da ağaçlara, bana dokunmayın demeye başladı.

3435–3439

O buz gibi donup kalan adamın cismi de ne bir şeyle uyuşup birleşir, ne de bir şey, onunla uzlaşır.O, ancak kendi nefsinin hırsı peşindedir. O da faydasız değildir, ondan da ciğerler tazelenir. Fakat yeşillik çavuşu da değildir, yeşillik padişahı da değil. Eyaz, senin yıldızın, pek yücedir. Her burç, ona durak olamaz. Himmetin öyle her vefayı beğenir, saflığın, öyle her saflığı seçip kabul eder mi hiç? Bir beyin, kölesine, git, şarap getir demesi. Köle şarap testisiyle şarap getirirken doğrulukla emreden bir zahidin, yolda bir taşla testiyi kırması. Emîrin, duyunca zahidi tedibe gitmesi. Bu vak'a Isa aleyhisselâm zamanında oldu. O vakit daha şarap haram edilmemişti. Fakat zahit, takva göstermede ve halkı zevkten alıkoymaktaydı Neşeli ve şaraba düşkün bir bey vardı.Her mahmurun, her çaresiz kişinin sığındığı bir zattı.

3440–3444

Esirgeyici, yoksulları korur, adaletli, altınlar, inciler bağışlayıcı, deryadil bir adamdı. Erlerin padişahı, inanmış adamların beyi, yol bilir,sırdan anlar, dostlarını görür gözetir bir zattı. İsa'nın zamanı, Mesih'in devriydi. Halkın gönlünü alan, kimseyi incitmemeye gayret eden o güzel beye, Bir gece ansızın konuk geldi. O konuk da onun gibi hoş ve iyi bir beydi. Neşelensinler diye şarap içmek istediler. O zaman şarap helâldi.

3445–3449

Şarapları azdı, dedi ki: Köle, yürü, testiyi doldur,bize şarap getir. Filân keşişte halis şarap var. Ondan al da canımız, ileri gelenlerin derdinden de halâs olsun, halkın derdinden de. O keşişin şarabının bir katrası, binlerce testi, binlerce küp şarabın yaptığını yapar. O şarapta gizli bir maya var, nitekim bazı erler vardır ki aba altında sultandır onlar. Sen, paramparça hırkaya az bak. Anlaşılmasın diye altının da yüzünü karartırlar.

3450–3454

Lâal, görünüşte buğulu görünür ama kötü göz,onu beğenmesin diyedir bu. Hazine ve mücevherat, ev içinde olur mu hiç? hazineler, daima yıkık yerlerdedir. Adem'in hazinesi de yıkık yere gömülmüştü de bu yüzden o melun Şeytan’ın gözü,onu görmedi. O, toprağa hor baktı. Fakat can, ona bu toprak, sana bir set olmuştur demedeydi. Köle, iki testi alıp yola düştü. Derhal keşişlerin manastırına vardı.

3455–3459

Altını verip o altın gibi şarabı aldı. Taşı verip karşılığında gevheri satın aldı. O şarabi ki padişahların başına sıçrar da sakinin başına altın taç koyarlar. O şarabi ki fitneler, kargaşalıklar çıkarır, kullarla padişahları birbirine katar. O şarabi ki kemikleri eritir de tamamiyle can yapar, o zaman tahtayla taht bir olur. Ayıkken kulla padişah suyla yağ gibidir ama sarhoşluk vaktinde tendeki cana dönerler.

3460–3464

Heriseye benzerler, artık farkları kalmaz. Fakat bu makama varıp gark olmıyan bunu fark edemez. işte o köle, bu çeşit şarap almış, o adı sanı güzel beyin köşküne gitmekteydi. Yolda gamlar görmüş, beyni kuru, belâlara bürünmüş bir zahit, önüne çıkıverdi. Zahidin bedeni, gönül ateşleriyle yanmış, evini Tanrı'dan başka her şeyden silip süpürmüştü. Nice çaresiz mihnetlere uğramış, binlerce dağlar üstüne dağlar yakmıştı.

3465–3469

Her an gönlü, savaşlara düşmü, gece gündüz riyazatlara sarılmıştı. Yıllarca, aylarca kanlara batmış, topraklara bulanmıştı. Gece yarısı o köleyi görünce. Dedi ki: Testilerdeki nedir? Köle şarap dedi. Zahit, kimin, kime götürüyorsun? diye sordu. Köle, o ulu beyin dedi. Zahit dedi ki: Tânrı'yı dileyen kişinin ameli böyle mi olur? Hem Tanrı'yı istiyor, hem de içip eğleniyor ha! Şeytan şarabı sonra da yarım akıl, öyle mi?

3470–3474

Senin aklın, şarapsız böyle dağınık.. Aklına akıllar katmak gerek. Ya sarhoş olunca aklin ne hale gelir ey bir kuş gibi sarhoşluk tuzağına tutulmuş adam? Ziya-i Delk'ın boya çok uzundu. Kardeş! Şeyh-îislâm Tacı Belh'ise (ayet kıtaydı. Şey h-i İslâm,kardeşinden pek utanırdı.Ziya, bîr gün kardeşinin dersine geldi. Belh'in bütün ileri gelenleri oradaydı. Ziya, tapı kılıp geçti. Şeyh-i islâm, ona"öyle bir yarı kalktı. Bunun üzerine Ziya, evet dedi', çok uzun boylusun, boyundan bir parçacık çal! Ziya-i Delk, hazır cevap ve tatlı sözlü bir zattı. Şeyh-i islâm Tac-ı Belh'in kardeşiydi. Tac-ı Bel h, pek kısa boyluydu, âdeta bir kuşa benzerdi. Bütün bilgileri bilir, âlim faziletli bir adamdı ama Ziya, güzel söz söylemede ve nüktecilikte ondan üstündü.

3475–3479

O, pek kısaydı, Ziya da haddinden fazla uzun. Şeyhülislâm, pek nazlı, pek kibirli bir adamdı. Bu kardeşinden utandı. Ziya da sözü tesirli bir vaizdi. Bir meclis günü, Ziya meclise geldi. Meclis, kadılarla, âlim ve temiz kişilerle doluydu. Şeyhülislâm, kibirinden kardeşine şöyle bir kalktı ve yine derhal yerine oturdu. Ziya, alınarak dedi ki: Çok uzun boylusun. Bari o selvi boyundan birazcığını çal!

3480–3484

Sende akıl nerde, fikir nerde ki ey bilgi düşmanı, tutup şarap içeceksin? Yüzün pek güzel, bari biraz da çivit sür. Habeşin yüzüne, çivit, gülünç olur doğrusu. A azgın, sende nur nerde ki kendinden geçiyor da karanlık arıyorsun. Gölgeyi gündüz ararlar. Sense bulutlu gecede tutmuş, gölge aramaya çıkmışsın. Şarap, gıda için halka helâldir ama sevgiyi dileyenlere haramdır.

ℹ️ Translation: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953), Turkish Ministry of Education classics edition; PUBLIC DOMAIN as more than 70 years have passed since the translator's death. Digital source: semazen.net PDFs. The commentary sections by Abdülbâki Gölpınarlı were deliberately excluded (still under copyright). Passages follow the printed couplet numbering; minor shifts due to page layout are possible. For information only; no commentary is added. The translation is in Turkish.

✉️ Join Our Newsletter

Get new routes, events and travel tips in your inbox.