HomeThe Masnavi and Daily Masnavi › 5. Volume

Mesnevî — 5. Volume

4238 Couplet · 4080–4179 couplets · Page 42/43

4080–4084

Gül renkli oyuncağı ardına at. Onlara renk vereni aklına getir ve şaş. Dereye gir, testiyi taşa çal. Kokuya, renge ateş ver. Din yolunda yol kesicilerden değilsen kadınlar gibi renge, kokuya tapma. Bu sözler üzerine o yüce erler, bu hatalarına özür olmak üzere başlarını önlerine eğdiler. O anda her birinin gönlünden belki iki yüz kere ah çıktı bir duman gibi ta göğe kadar ulaştı.

4085–4089

Padişah, ihtiyar cellâda emir verdi: Bu çerçöpü, benim yüce tapımdan uzaklaştır! Bu aşağılık adamlar, bu yüce makama lâyık değiller. Bir taş için benim buyruğumu reddettiler. Buyruğum, bu çeşit fesatçılarca bir boyalı taş için hor hakir oldu. Padişahın beylerin öldürülmesini emretmesi, Eyaz'ın "Af, daha doğrudur" diye şefaata bulunması Bunun üzerine merhametli Eyaz, sıçradı, o ulu Padişahın tahtına doğru koştu. Secde edip boğazını tutarak, padişahım dedi, senin gibi yüce bir padişahın sultanlığına gökyüzü bile hayran olmuştur.

4090–4094

Ey hüma kuşu, hümalar kutluluğu senden bulur, cömertler, cömertliğe senden ererler. Ey kerem sahibi, âlemdeki kerem ve ihsanlar, senin bağışlamana karşı mahvolur gider. Ey lütuf sahibi, kırmızı gül seni görünce utancından gömleğini yırtar. Yarlıgama, senin yarlıgamanla doymuş, tilkiler, senin affınla aslanlara üstün olmuştur. Senin buyruğuna karşı korkusuzca harekette bulunan, affından başka nereye dayansın?

4095–4099

Bu suçluların gafletleri, küstahlıkları, ey af madeni padişah, senin affının çokluğundan meydana geldi. Gaflet, daima küstahlıktan meydana gelir. Ululama gözden kuru ağrıyı giderir. Gaflet ve kötü bir alışma olan unutkanlık, ululama ateşiyle yanıp gider. Onun heybeti adama uyanıklık ve anlayış verir, adamın içindeki unutkanlık ve yanılma çıkar, kalmaz. Yağma zamanı, halkın uykusu gelmez. Kimse, hırkamı çalmasınlar diye uyumaz.

4100–4104

Hırka korkusiyle bile uyku kaçarsa artık can ve ' boğaz korkusu ile kim uyur ki? Buna tanık, "Rabbimiz, unutup işlediğimiz suçlarla bizi suçlu sayma" âyetidir. Çünkü unutma da bir bakımdan suçtur. Unutan, onu lâyık olduğu veçhile ululamıştır. Yoksa hiç savaşta adamı uyku tutar mı? Unutma, çaresiz gelip çatar ama buna tutulmamak için de sebeplere yapışmak lâzım. Çünkü onu ululamada gevşeklik gösterdi mi insanda ya unutma meydana gelir, ya yanlış.

4105–4109

Sarhoş gibi hani. O ada cinayetlerde bulunur, sonra da mazurdum, ne yapayım der. Ona derler ki: Doğru ama a kötü işli, o zıkkımı sen içtin, dileğinle, isteğinle zıkkımlandın. Sarhoşluk, sana kendi kendine gelmedi, onu sen davet ettin. O dileği de kendin meydana getirdin. Sarhoşluk, senin kastın, çalışıp çabalaman olmasaydı da kendi kendine sana gelip çatsaydı can sakisi, senin ahdını korur, gözetirdi. Sana arka olur, senin adına o, özür dilerdi. Tanrı sarhoşluğuna kul köle olayım.

4110–4114

Ey her çeşit elde edilen şey, kendisinden olan Tanrı, bütün âlemin af ve ihsanı, senin ihsanından bir zerredir. Aflar, senin affını överler, insanlar, sakının, ona benzer, ona eşit yoktur. Onların canlarını sen bağışla, huzurundan da kovma. Ey muradına erişen, senin damağının tadıdır onlar. Yüzünü görene acı, nasıl olur da seni gören, acı ayrılığını çekebilir? Ayrılıktan bahsediyorsun, ne yaparsan yap da bunu yapma.

4115–4119

Senin tuzağına tutulup yüz binlerce defa ölmek bile senden ayrılmaya bedel olamaz. Ey suçluların feryadına yetişen, ayrılık acısını erlerden de uzaklaştır, kadınlardan da. Senin vuslatını umarak ölmek hoştur. Fakat ayrılığının acısı, ateşin üstündedir. Kâfir bile cehennemde bana bir baksaydın cehennemde olduğuma gam mı çekerdim deyip durur. Çünkü o bakış, bütün eziyetleri tatlılaştırır; büyücülerin el ve ayaklarının kan diyetidir o bakış. Firavun, büyücüleri öldüreceği zaman onlar, "Zararı yok.. Biz, Tanrımıza döneriz" dediler, bunun tefsiri

4120–4124

Gökyüzü "Zararı yok" sesini duydu. Gökyüzü, sanki o savlıcana bir top kesildi. Firavun'un vuruşu bize zarar vermez ki dediler, Tanrı'nın lütfu, başkalarının kahrından üstündür. Ey insanları azgınlık, sapıklık yoluna süren, sırrımızı bilsen a can gözü kör herif, anlarsın ki biz kendimizi kurtarıyoruz. Kendine gel de bu yana yanaş, bu erganunun "Keşke kavmim, rabbim beni ne yüzden yarlıgadı, bilselerdi" sesini dinle. Tanrı ihsanı, bize bir Firavunluk verdi ki senin Firavunluğun kaç para eder, senin saltanatın geçici.

4125–4129

Ey Mısır'a ve Nil ırmağına kapılıp gururlanan! Başını kaldır da ebedî ve ulu saltanatı gör. Sen şu pis hırkayı terk edersen Nil ırmağını can nilinde gark edersin. A Firavun, kendine gel de Mısır'dan el çek. Can Mısır'ının içinde yüzlerce Mısır var. Sen, halka "Ben rabbinizim" deyip durursun ama bu iki sözden de gafilsin. Rab olan rablık ettiği kişiden nasıl titrer? Ben demeyi bilen, nasıl olur da cisim ve can bağına bağlı kalır?

4130–4134

İşte bak, buracıkta bizler ben diyoruz, çünkü benlikten kurtulduk; zahmetlerle, belâlarla dolu benlikten halâs olduk. A köpek, o benlik sana kutlu gelmedi. Fakat bizce mühürlenmiş bir devlet oldu. Bu benlik, sana kin gütmeseydi bize böyle güzel bir ikbal, bir devlet olur muydu? Yokluk yurdundan kurtuluyoruz, buna şükrane olarak şu darağacının başında sana bir öğüt verelim: Bizim ölüm darağacımız, göç burakıdır. Senin saltanat yurdunsa gururdan, gafletten ibarettir.

4135–4139

Bu yaşayış, ölüm suretinde gizlidir. O ölümse yaşayış kabuğunda gizli. Nur, ateş şeklinde görünmede, ateş de nur şeklinde. Yoksa dünya, hiç gurur yurdu, aldanma durağı olur muydu? Kendine gel, acele etme. Önce yok ol. Battın mı nur doğrusundan başgöster. Ezel benliğinden gönül hayretlere düştü; bu benlik, soğuk bir hale geldi, ayıp ve ar kesildi. Can, o bensiz benlikten hoş bir hal aldı, âlem benliğinden sıçrayıp çıktı.

4140–4144

Benden kurtuldu da şimdi ben oldu. Aferinler, olsun zahmetsiz benliğe! O kaçmada, benlikse peşine düşmüş. Onu, onsuz gördüğünden ardını bırakmamakta, koşup durmakta. Sen, onu istedikçe o, seni istemez. Fakat öldün mü istediğini elde edersin. Diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı? Sen istedikçe istediğin seni arar mı? Bu bahiste akıl, yol gösterici olsaydı Fahr-i Razı, din sırrını bilirdi.

4145–4149

Fakat "Tatmıyan bilmez." Onun için onun aklı ve kurduğu hayaller de, ancak hayretini artırdı. Bu ben, nerde düşünceyle açılacak, bulunacak? O ben, yokluktan sonra açılır, bulunur. Bu akıllar, araştırma yüzünden ittihat ve hulul uçurumuna düşer. Ey yakınlaşma yüzünden yokluğa erişmiş, yıldız gibi güneş nurlarına dalmış olan Eyaz! Hattâ ittihat ve hululle değil de meni gibi beden haline gelmiş olan dost!

4150–4154

Ey af etmeyi sandığına almış, kendine mal edinmiş zat, affet. Sen lûtufta en ileri gidensin. Bütün lütuf edenler, senin ardındadır. Ben kim oluyorum ki af et diyeyim? Ey padişahım, ey Kün emrinin hulâsası! Ben kim oluyorum ki ey bütün benler, eteğine sarılmış olan padişahım, benliğimden geçmeden seninle beraber bulunayım?.. Eyaz'in şefaat etmede kendisini suçlu sayması ve bu suçtan özür dilemesi, özür dilemede de yine kendini suçlu bilmesi. Bu sınıklık, padişahın ululuğunu bilmekten ilerigelir. Peygamber, "Ben, Tanrıyı en iyi bileniniz ve Tanrı'dan en çok korkanınızım” dedi. Ulu Tanrı da "Söz budur, bundan ötesi yok; Tanrı'dan, onu bilen kulları korkar" buyurmuştur. Hilimle dolu olana ben nasıl olur da acımayı öğretmeye kalkışır, bilgi sahibine nasıl olur da bilim yolunu gösterebilirim? Beni sillelerle, tokatlarla zebun etsen bile hakkın var. Ben, yüz binlerce tokata lâyık bir kulum.

4155–4159

Ben huzurunda ne söyleyeyim de sana bir şey anlatmaya kalkışayım? Yahut da ne yüzle kerem şartını sana hatırlatmaya girişeyim? Sence bilinmeyen ne var? Alemde hatırında olmayan nedir ki? Sen, bilgisizlikten arısın; bilgin de âlemde bulunan şeylerden herhangi birini unutmadan arıdır. Bir hiç olanı tuttun, adam ettin; onu güneş gibi nurlarla parlattın. Mademki beni adam ettin, yalvarırsam yalvarışımı kerem et, dinle.

4160–4164

Benim suretimden izhar ettiğin şefaati da yine sen ediyorsun demektir. Çünkü bu yurt, benim malımdan, mülkümden bomboş, burada benim hiçbir şeyim yok. Evde kuru, yaş, ne varsa benim değil. Duamı su gibi akıttın, sebatını da bağışla ve o duayı kabul et. Önce bana duayı ilham eden sensin, sonunda duamı da sen kabul et. Kabul et de o âlem padişahı suçluların suçunu bu kulu için af etti diyeyim.

4165–4169

Ben kendimi beğenmekteydim, baştanbaşa dertten ibarettim. Padişahım, her dertliye deva verdi. Cehennemliktim, kötülüklerle, serlerle doluydum. Onun ihsan eli beni bir kevser haline getirdi. Cehennem kimi yakar, yandınrsa ben o yanan şeyleri cesette tekrar çıkarır, bitiririm. Kevserin işi nedir? Her yanan, onun vasıtasiyle biter, yenilenir. Kevser, katra katta keremlerini ilân eder; cehennemin yaktığı şeyleri ben yine yerine getiririm der.

4170–4174

Cehennem, güz mevsiminin soğuğuna benzer. Keserse ey gül bahçesi, bahar gibidir. Cehennem, ölüme, mezar toprağına benzer. Kevserse sur üfürülmesi gibidir. Ey cehennemde bedenleri yananlar, Tanrı keremi, sizi kevsere çağırmadadır. Ey daima faal olan diri Tanrı, lütfen "halkı, benden faydalansınlar diye yarattım; Ben onlardan faydalanayım diye değil" buyurmuştur. Bu, senin cömertliğindir; bütün noksanlar, o cömertlikle düzelir.

4175–4179

Bedene tapan şu kullarını affet. Af denizinin af edişi, yerinde bir iştir. Halkı ırmak gibi, sel gibi affet, yıka, ant, kendi denizine daldır, temizle. Aflar, her gece şu gönülden çıkar, güvercinler gibi sana uçar, ulaşır. Seher çağı yine onları uçurur, geceye kadar şu bedenlere hapsedersin. Yine akşam çağı, o sayvanın, o damın aşkı ile kanat çırparak uçarlar.

ℹ️ Translation: Veled Çelebi İzbudak (1867–1953), Turkish Ministry of Education classics edition; PUBLIC DOMAIN as more than 70 years have passed since the translator's death. Digital source: semazen.net PDFs. The commentary sections by Abdülbâki Gölpınarlı were deliberately excluded (still under copyright). Passages follow the printed couplet numbering; minor shifts due to page layout are possible. For information only; no commentary is added. The translation is in Turkish.

✉️ Join Our Newsletter

Get new routes, events and travel tips in your inbox.